<öylesine…

Niye yazdığımı bende bilmiyorum…Niye bu yolu seçtiğimi bilmiyorum… İçimdekileri bir şekilde dışa vurma şekli hali.Veyahut da hayatla baş etme şekli…Peki ilham olmasa yazabilir miyim?Yazarım belki ama ortaya nasıl bir şey çıkar?Ama ne yazarlar vardır ilham gelse bile yazamazlar…Bence ikisi beraber olmalıdır yazan bir insanda…Hem ilham hem de yetenek olmalıdır…İlham tek başına yeterli değildir…Yetenek de tek başına bir işe yaramaz…İkisi birbirini tamamlayan şeylerdir bence…Ama niye yazdığım hala meçhuldür…Bilinmez bu yolu kullanarak içindeki çığlıkları ortaya çıkardığım…İnsan şayet niye yazar?Onu ne zorlar ki yazmaya?Nazım niye almıştır eline kalemi?Orhan niye almıştır eline kalemi?Şimdikiler acaba eski dekiler kadar güzel ve derin yazabiliyor mudur?Fuzuli niye zor anlaşılan bir dil seçerken Ahmet Mithat Efendi niye kolay anlaşılan bir dil seçmiştir?Sanırım Fuzuli zor anlaşılan dili herkesin anlamasını istemediği için seçmiş olabilir…Peki şairler zamanla üretici olmayı nasıl beceriyorlar?Bilmem yetenekleri ve ilhamları zamanları gelişiyor mu? Birçok sanatçının ilham gelsin diye uyuşturucu kullandığına dair bir bilgim var oralar…İlham bu kadar gerekliyse bence yetenek de gereklidir…İş ilham da bitmiyor…Ama yazanların niye yazdıklarını anlamak lazım…Çünkü herkes yazamaz. Hiç kimse bu yükün altına girmez kolay kolay…Hiç kimse oturup saatlerce kelimelerle vakit harcamaz kolay kolay…Bence yazanlar hayata farklı bir açıdan bakıyorlar…Bizden farklılar…Ve farklı oldukları için çoğu zaman dışlanıyorlar…Yazmak duyguların bir dışa vuruşumu yoksa hayatın yaşanabilir bir şey olduğunu inandırma çabası mı?Ben bile niye yazdığımı bilmiyorum…Hiçbir amacım yok…Almışım elime kalemi geldikçe yeteneğimi kullanarak yazıyorum…Onun dışında pek misafir olarak gitmiyorum beynimin karanlık köşelerine…Sözcüklere hayat verenler önemli olduğu kadar bence onların ritmlerini duyabilenler de onlara kulak verenlerde önemlidir… Yazmak başka bir şey okumak başka bir şey…Sözcükleri yaşatmak başka bir şey onların çizdiği resme bakmak başka bir şey…Yazmak da ayrı bir yetenek okumak da…Asıl okuyucu sözcüklerin ritmini anlayandır…Onlara dokunandır…Onları hayatıyla bağdaştırabilendir…Ben öyle miyim bilmiyorum…Dünyadaki her kitap okuyan asıl okuyucu mudur onu da bilmiyorum…Ama bir okuma vardır bir okuma vardır….Bir kitap kurdu olmak vardır bir kitap kurdu olmak vardır…Ben bu işi zevk aldığım için yapıyorum…Ve aldığım zevk hiç bitmiyor…Yazmak beni mutlu ediyor…İlham geldiği zamanlar yazmadığımda kendime kaç defa bir kuyuya kapatıyorum kim bilir?Hayata bağlanma şekli benim için…Yazmak,okumak bunlar güzel şeyler ama hakkını vereceksin o zaman değerli olur…

Cansu Porsuk

Otobüs Macerası

Saat 1 de kalkacak olan Lüks Karadeniz otobüsü için Rize Pazar otogarına gittim dün… Eşyaları yükledik ve sorunsuz bir şekilde devam ediyorduk yolculuğa… Otobüs Rize’den İstanbul’a doğru gidecekti…Trabzon’vardığımızda otobüste biri fenalaşmaya başladı… Sonra kadın daha da kötüleşince otobüsü durdurup ambulans çağırdık… Meğer kadının tansiyonu yükselmiş birden… Kadını arka taraftaki koltuklara doğru götürüp uzandırdık yatsın uyusun dedik açılır dedik… Sonra işte normal bir şekilde yolculuğumuz devam ederken arkamdaki koltuktaki 2,5 yaşındaki çocuğun ateşi çıkmaz mı 39 ‘a onunkini de düşürmeyle uğraşırken baya zaman geçti… Sonra baya uzun bir süre boyunca yani Bolu’ya kadar sorunsuz bir şekilde devam ediyorduk… Bolu’ya geldiğimiz de şoför Bolu Tünelinden geçmek yerine Bolu Dağı yolundan doğru aşağıya inmeyi seçti tabi… Yol karlı ve buzlu bir de yokuş aşağı… Bizim otobüs şoförü kaymayalım diye frene basa basa iniyordu… Duracağımız mola yerine geldiğimizde otobüsten sadece 10 kişiyi mola yerine indirebildik… Ben ve diğer yolcular inemeden otobüs hareket etmeye başladı… Tabi biz şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışırken muavin açıklama yaptı… Lastikler aşınmadan dolayı yanma süresine gelmiş onun için biraz tur atıp öyle durması gerekiyormuş mola yerinde… 1 tur attık sonra yavaş bir şekilde mola yerine dönerek durduk… 4 sene üzerine bir otobüsle yolculuk ediyim dedim olay olaylar… İstanbul’a sapasağlam tek parça halinde vardık..

Yazar:Cansu Porsuk (Mutlu Çocuk)

Değişimi Kendinizde Başlatın!..

Çocuklarımıza asosyal olduklarını söylüyoruz.Ama bunları söylerken bizimde 24 saat televizyonun başında olduğumuzu unutuyoruz.Çocuklarımıza bağımlı olduklarını söylüyoruz.Ama bunu söylerken kendimizin televizyona veya sigaraya ne kadar bağlı olduğumuzu unutuyoruz.Çocuklarımızı akşama kadar odalarına tıkılıp kaldıklarını söylüyoruz.Ama şöyle bir dönüp kendimize baktığımızda biz akşama kadar oturma odasında tıkılıp kalıyoruz….Çocuklarımıza bir şeyler söylemeden önce kendimize bakmak hiçbirimizin aklına gelmiyor nedense.Kendimiz asosyalken,bağımlıyken çocuklarımızın bağımlı olmamalarını veya sosyal olmalarını nasıl bekleyebiliriz?İşte her şey bu kadar basit.Çocuklarınızı değiştirmek istiyorsanız ilk önce kendinizi değiştirin.Zamanla faydasını göreceksiniz…

Cansu Porsuk

(Mutlu Çocuk)

Şairlik Boş İşmiş!…

Şairliğe boş iş diyorlar.Ama bilmiyorlar ki şairlerin şiir yazarak mutlu olduklarını ve keyif aldıklarını bilmiyorlar.Şairleri anlayan tek şeyin kalemi ve sözcüklerin olduğunu bilmiyorlar…Ve şairliğe gayet basit bir işmiş gibi görüyorlar bu koyuyor işte bana…Diyorlar ki bazı insanlar şair olup ta ne yapacaksın?Bir keresinde sorunun kalıbı bozuk!….Sen ilk önce bir şair olda bir şiir yaz da sonra ne yapacaksın de..Bu dünyada herkesin elinin yattığı bir iş vardır.Ve kişi ben o işi yapacağım demesinden dolayı bunlara maruz kalıyorsa cidden sanatçıya verilen değer sıfırdır.Atatürk’ün bir sözü vardı hani biliyorsunuzdur hepiniz…

“Hepiniz millet vekili olabilirsiniz, Bakan olabilirsiniz; hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat sanatkar olamazsınız.”

bu sözü alın kafanızın bir yerine sokun ve sanata hak verdiği değeri verip ve sanatı sanat için yapın…

Ahmet Haşim bir sözü vardır bunu çok az kişi bilir?

 

En güzel şiirler, manalarını okuyucunun ruhundan alan şiirlerdir.
Ve bir şairi sırf şiiri anlamsız diye yargılamayın.Bu bülbülü eti için kesmeye benzer.Sanata yeteri kadar değeri ver ve sanata layık eser ver…Veremiyorsan da s…git

 Belkide ilk küfür ettiğim bir yazı ama hak ettiniz şimdi!…

 

Cansu Porsuk

(Mutlu Çocuk)

Bir Tek Kişiyi Kurtaramadım O DA SEN…

Ölmüşsün işte baba.Yoksun yanımda.Bak büyüdüm işte.Şuan tam tamına 30 yaşındayım.Küçükken o kadar fark etmiyordum yokluğunu…Çocuktuk o zamanlar tabi her şey oyun gibi geliyordu.Ama şimdi baba inanır mısın ağabeyimi senle daha çok yaşadı diye kıskanıyorum…Hayal meyal hatırlıyorum be baba seni.Bir siyah sakalın vardı çenende,gözlerin gökyüzü mavisiydi,yanakların tombul tombul tombuldu,üzerinde benim en çok sevdiğim beyaz kazağım vardı,altında gene siyah bir pantolon vardı,ölmeden önce seni en son böyle görmüştüm.Ama şimdi yoksun yanımda işte.Liseye giderken,ilk teşekkürümü aldığımda,ilk üniversiteyi kazandığımda beni tebrik etmeye gelmedin be baba.İnsan hiç yokken mektup yollar sen onu bile yapmadın.Olsun gene de babamsın…Senin en çok istediğin mesleği yapıyorum baba şimdi.Ne oldum biliyor musun baba doktor oldum.Bana önceden derdin ki doktor ol ki hasta olunca beni kurtarırsın derdin.Ama şimdi sen yoksun gene yanımda…Baba bazı akşamlar oturup konuşuyorum yıldızlarla dertlerimi,aşk meşk meselelerini anlatıyorum yıldızlara.Halbuki bunlar erkek erkeğe konuşulacak meseleler ama ben işte,yıldızlarla konuşuyordum bunları…Ne yaparsın işte.Bak büyüdüm koskocaman adam oldum sorsan kaç kişinin hayatını kurtardım,kaç kişinin gönlünü mesut ettim,kaç kişiye yardım ettim,ama bir tek kişiyi kurtaramadım….O DA SEN BABA…

Yazar:Cansu Porsuk

Her Rüyanın Bir Sonu Vardır. Aşk da Bir Rüyadır Bitti Uyandık Geçti…

Bir yara var. Tam şurada kalbimin ortasında… Ömür boyu sürecek bir yara bu. Kalbimin içinde sevinçle uçuşan kuşları alan bir yara bu, gönlümün içindeki sevgi çiçeklerini solduran bir yara bu gel de sula yeniden açsınlar… Bir acı var. Tam şurada yüreğimin ortasında…Hiç bitmeyecek bir acı…Buruk bir kalp kadar acı,bir kan gibi rengi ama öyle insan kanı değil bu bir gülün kırmızısında akan kan bu…Aşk işte bir gülden kan bile akıtıyor.Güzel bir rüyanın acı tarafı…Her güzel şeyin sonunda bir yara,bir acı vardır.Aşk sonsuz değildir.Sınırlıdır.Ama öyle bir zamanda gider ki hiç fark etmezsin.Varken hayat güzeldir.Kalbinde sevinçle uçuşan serçe kuşları vardır,gönlünde açmış sevgi çiçekleri vardır,elinde kırmızı bir gül vardır,ağzından çıkan kelimeler “Seni seviyorumdur”…Yokken kalbinde kelebekler de uçmaz, kuşlar uçmaz, kalbin ölüdür,gönlünde çiçekler de açmaz,gönlün yaralıdır,elinde tuttuğun bir gülden kırmızı kan akar yavaş yavaş pıt pıt diye duyarsın,ağzından çıkan kelimeler “Git ile gel” arasındadır.Gelse gene mutlu olacaksındı ama o seni sevmeyecektir…Gitse kalbin buruk olacak,yüreğin acıyacak,gönlün solacak,elindeki gülden kan akacak…Aşk acısı….Tam şurada gönül yarası mı desem kalp yarası mı desem bilemiyorum ama geçmiyor geçecek gibi de değil…Her rüyanın bir sonu vardır.Aşk da bir rüyadır bitti uyandık geçti…

YAZAR: Cansu Porsuk

Beyaz Kefen,Al Bayrağa Sarılı Tabut,Toprak Kokusu,Şehit Olmak…

 

Şehit olmak…Vatan haini olmamak…Vatan uğruna ölmek hiçbir karşılığı olmadığı halde…Arkada kalbi buruk belki ölene kadar yas tutacak bir aile,bir akraba,bir eş,bir çocuk bırakmak…Çocuğunun baba dediği zamanları görememek,çocuğunun ilk adımlarını görememek,çocuğuna doyasıya sarılamamak …Ailene doyamadan hayattan gitmek…Şehit olmak.Dünyadaki en güzel şey derler.Ama bunları demezler.Şehit olunca hiçbir zaman olmadığın kadar ünlü olursun.10 gün boyunca düşmezsin televizyonlardan.Sonra raflara kaldırılmış haber arşivlerinin arasında tozlu bir haber olarak kalırsın..Unutulursun.Ve tabutun kırmızı al bayrağa üzerinde hilal ve yıldız bulunan bayrağa sarılır.Bembeyaz bir kefen giyersin.Ne kadar zengin olsan da giyeceğin şey değersiz bir kefendir ölünce.İlk bakışta öyledir.Beyaz kefen hayatının yaşamadığın zamanlarını alır.Kefene sarılmadan önce yıkarlar seni.Cansız bir beden yatırılır banyoya ve yıkarlar seni.Sonra beyaz bir kefene sarılırsın.Tahtadan yapılmış bir tabuda konursun.Tabutun üzerine kırmızı al bayrak sararlar.Çünkü sen şehitsin..Yerlere,göklere sığdırmazlar seni.Sen geçim sıkıntısı çekerken nerdeydiler şimdi öldün ya kıymete bindin…Bir imam gelir bir de cemaat…Cenaze namazını kıldırır.Hakkınızı helal ediyor musunuz diye bir soru sorulur cemaate.Hep bir ağızdan helal ediyoruz derler.Tabutunun üzerine kürek kürek toprak atarlar.Daha önce ben sadece üzerime yorgan attım.Şimdi ise üzerime toprak atıyorlar.Cemaat dağıldıktan sonra imamla baş başa kalırsın.Sana son dualarını eder ve ruhunu Allah’a yollar.Sorgu melekleri gelir.Seni sorguya çekerler…VE şehit olmak böyledir.Güzel dedikleri öve öve bitiremedikleri şey böyledir.Evet güzeldir ama arkasında bıraktıkları,senden adlıları her şeyi anlatır sana.Yürüdüğüm kaldırımları, ailemi,eşimi,daha bebek olan çocuğumu özledim.Hepsini bir beyaz kefene sarıp verdiler bana.Ben şuan o beyaz kefene sarılıyım.Üzerimdeki beyaz kefende herkesin kokusu var.Beyaz kefen…Al bayrağa sarılı tabut…Toprak kokusu…Şehit olmak…

Yazar:Cansu Porsuk

Kalkmadınız,Ölmediniz,Saklanmadınız,Korkmadınız,Olmadınız Bilemezsiniz ve Savaş Nasıl Güzel Olabilir?…

Bomba sesleri,silah sesleri,düşmanların konuşma sesleri…Savaştayız.Her bomba sesi duyduğumda koltukların arkasına kaçıp köpeğime sarılarak oarda kalmak.Her silah sesi duyduğumda öleceğim korkusuyla sevinçle gökyüzüne bakamamak.Her gün kapımı çalan düşman askerleri beni bulmasın diye korka korka saklandığım yerler…Savaşın bir insanı korkak yaptığı…Savaşın bir insanın içindeki yaşama sevincini aldığını…Savaşın yakınlarını ve sevdiklerini aldığını bilmiyorlar düşmanlar…Önceleri masmavi ve beyaz karışımı olan gökyüzüne umutla ve sevinç dolu gözlerimle bakıyordum.Şimdi ise gökyüzünün mavisi azalmış ve beyazın yerine siyah gelmiş gökyüzüne…Şimdi ise korkudan gökyüzüne umutla ve sevinç dolu gözlerle bakamıyorum.Önceleri her akşam annemin koynunda uykulara dalıyordum.Şimdi ise ne annem var ne babam….Şimdi ise geceleri de düşmanlar beni bulur diye uyumuyorum…Önceleri pembe hayallerim ve masmavi bir umudum vardı.Şimdi ise hem benden renklerimi aldılar hem de hayallerimi ve umutlarımı aldılar.Siz bilir misiniz mutsuzuz diye halinize şükretmeyen insanlar siz bunların nasıl bir şey olduğunu bilir misiniz?Bilemezsiniz ki.Şimdi bir bakın kendinize ve halinize şükredin.Önceleri sevinç dolu olan gökyüzündeki bulutlarla dertlerimi hayallerimi paylaşırdım.Şimdi ise bakmaya korktuğum için dertlerimi de hayallerimi de paylaşamıyorum.Beden olarak varım ama ruhum aç.Sevgiye,dosta,umuda,mutluluğa ruhum aç…Ne yediysem doyuramadım…Savaş benden tok olan ruhumu aldı yerine aç bir ruh bıraktı.Aç bir ruh sevgiye hasrettir,dosta hasrettir,umudu yoktur ve korkaktır…Ruhum aç!…SAvaşı ülkeme getiren insanlar şimdi söyleyin bana savaş nasıl güzel bir şey?Benden renklerimi alan,umudumu alan,yakınlarımı alan,hayallerimi alan,geceleri sevinç dolu gözlerle baktığım yıldızlarımı,gökyüzünü alan savaş nasıl güzel olabilir?…Bir insanın ruhunu tokken aç yapan savaş nasıl güzel olabilir?Nasıl,nasıl,nasıl size soruyorum savaşa güzel diyenler…Hiç sabahları bomba ve silah sesleriyle yatağınızdan zıplayarak kalktınız mı,geceleri öleceğim korkusuyla koltukların arkasına saklanıp uyudunuz mu,her bomba sesi,her silah sesi duyduğunuzda köpeğinize sarıldınız mı,geceleri annenizin koynunda değil de koltukların arkasında yattınız mı?Yatmadınız,ölmediniz,olmadınız,saklanmadınız,kalkmadınız,korkmadınız…Bilemezsiniz bunları benim ülkeme savaşı getiren insanlar ve savaşa güzel diyenler kendilerini beyaz bir yalanın arkasına saklayıp haklı çıkarmaya çalışıyorlar.Halbuki beyazı kirlettiklerini ve her şeyi kirlettiklerini bilmiyorlar.Ölmediniz,olmadınız,saklanmadınız,kalkmadınız,korkmadınız bilemezsiniz ve savaş nasıl güzel olabilir?

Yazar:Cansu Porsuk

Siyah Olmak…

Siyah olmak…Siyah olarak Dünya’ya gelmek ve bütün insanlar tarafından merakla bakılmak…Siyah olmak…O kadar beyazın içinde siyah ya da zenci olmak…Her yerin siyah olduğu halde sadece dişlerin ve tırnaklarının beyaz olması çok tuhaf…Siyahlar beyaza hasret,beyazlar ise siyah olmak için çok uğraşıyorlar.Halbuki siyah olmanın onları bir ırkçılık ayrımına tanık edeceğini bilmiyorlar.Sonuçta hepimiz insan olduğumuz halde böyle bir ayrıma düşürüyoruz.Siyahlar tarih boyunca hep zulüm gören bir ırktır.Niye beyazlar değil,beyaz olmak bir ayrıcalık mı?Size soruyorum beyazlar…Beni siyah diye ayıranlar ya sizler benden daha mı renksizmişsiniz gibi beni siyah diye ayırıyorsunuz.Hastayken yeşilsiniz,mutluyken pembe,aşık olunca kırmızı,doğarken beyaz,üzgünken sarı,ölürken siyah şimdi söyleyin bana  kimin daha renkli olduğunu beni siyah diye ayırıp ırkçı ayrımcılığı yapanlar…Bazı geceler oturup düşünüyorum rengimiz değişik suç bu mu yani…Katil değiliz,cani de değiliz,Allah’a şükür vicdanımız ve kalbimiz de iyi sadece bir renk için böyle bir davranış göstermeye ne gerek var.Gerçekten anlayamıyorum.Bazen sitem ediyorum Allah’ım niye beni beyaz olarak Dünya’ya getirmedin diye sonra sitemi bırakıp mutlu olmaya bakıyorum ve şu hayatta önemli olan insanın dışındaki renk değil içindeki renk.Yaşadığım süre boyunca hayatın bana öğrettiği tek şey bu herhalde.Önemli olan içimizin rengi.Siyah olmak…

Yazar:Cansu Porsuk…