<öylesine…

Niye yazdığımı bende bilmiyorum…Niye bu yolu seçtiğimi bilmiyorum… İçimdekileri bir şekilde dışa vurma şekli hali.Veyahut da hayatla baş etme şekli…Peki ilham olmasa yazabilir miyim?Yazarım belki ama ortaya nasıl bir şey çıkar?Ama ne yazarlar vardır ilham gelse bile yazamazlar…Bence ikisi beraber olmalıdır yazan bir insanda…Hem ilham hem de yetenek olmalıdır…İlham tek başına yeterli değildir…Yetenek de tek başına bir işe yaramaz…İkisi birbirini tamamlayan şeylerdir bence…Ama niye yazdığım hala meçhuldür…Bilinmez bu yolu kullanarak içindeki çığlıkları ortaya çıkardığım…İnsan şayet niye yazar?Onu ne zorlar ki yazmaya?Nazım niye almıştır eline kalemi?Orhan niye almıştır eline kalemi?Şimdikiler acaba eski dekiler kadar güzel ve derin yazabiliyor mudur?Fuzuli niye zor anlaşılan bir dil seçerken Ahmet Mithat Efendi niye kolay anlaşılan bir dil seçmiştir?Sanırım Fuzuli zor anlaşılan dili herkesin anlamasını istemediği için seçmiş olabilir…Peki şairler zamanla üretici olmayı nasıl beceriyorlar?Bilmem yetenekleri ve ilhamları zamanları gelişiyor mu? Birçok sanatçının ilham gelsin diye uyuşturucu kullandığına dair bir bilgim var oralar…İlham bu kadar gerekliyse bence yetenek de gereklidir…İş ilham da bitmiyor…Ama yazanların niye yazdıklarını anlamak lazım…Çünkü herkes yazamaz. Hiç kimse bu yükün altına girmez kolay kolay…Hiç kimse oturup saatlerce kelimelerle vakit harcamaz kolay kolay…Bence yazanlar hayata farklı bir açıdan bakıyorlar…Bizden farklılar…Ve farklı oldukları için çoğu zaman dışlanıyorlar…Yazmak duyguların bir dışa vuruşumu yoksa hayatın yaşanabilir bir şey olduğunu inandırma çabası mı?Ben bile niye yazdığımı bilmiyorum…Hiçbir amacım yok…Almışım elime kalemi geldikçe yeteneğimi kullanarak yazıyorum…Onun dışında pek misafir olarak gitmiyorum beynimin karanlık köşelerine…Sözcüklere hayat verenler önemli olduğu kadar bence onların ritmlerini duyabilenler de onlara kulak verenlerde önemlidir… Yazmak başka bir şey okumak başka bir şey…Sözcükleri yaşatmak başka bir şey onların çizdiği resme bakmak başka bir şey…Yazmak da ayrı bir yetenek okumak da…Asıl okuyucu sözcüklerin ritmini anlayandır…Onlara dokunandır…Onları hayatıyla bağdaştırabilendir…Ben öyle miyim bilmiyorum…Dünyadaki her kitap okuyan asıl okuyucu mudur onu da bilmiyorum…Ama bir okuma vardır bir okuma vardır….Bir kitap kurdu olmak vardır bir kitap kurdu olmak vardır…Ben bu işi zevk aldığım için yapıyorum…Ve aldığım zevk hiç bitmiyor…Yazmak beni mutlu ediyor…İlham geldiği zamanlar yazmadığımda kendime kaç defa bir kuyuya kapatıyorum kim bilir?Hayata bağlanma şekli benim için…Yazmak,okumak bunlar güzel şeyler ama hakkını vereceksin o zaman değerli olur…

Cansu Porsuk

Reklamlar

Bir Tek Kişiyi Kurtaramadım O DA SEN…

Ölmüşsün işte baba.Yoksun yanımda.Bak büyüdüm işte.Şuan tam tamına 30 yaşındayım.Küçükken o kadar fark etmiyordum yokluğunu…Çocuktuk o zamanlar tabi her şey oyun gibi geliyordu.Ama şimdi baba inanır mısın ağabeyimi senle daha çok yaşadı diye kıskanıyorum…Hayal meyal hatırlıyorum be baba seni.Bir siyah sakalın vardı çenende,gözlerin gökyüzü mavisiydi,yanakların tombul tombul tombuldu,üzerinde benim en çok sevdiğim beyaz kazağım vardı,altında gene siyah bir pantolon vardı,ölmeden önce seni en son böyle görmüştüm.Ama şimdi yoksun yanımda işte.Liseye giderken,ilk teşekkürümü aldığımda,ilk üniversiteyi kazandığımda beni tebrik etmeye gelmedin be baba.İnsan hiç yokken mektup yollar sen onu bile yapmadın.Olsun gene de babamsın…Senin en çok istediğin mesleği yapıyorum baba şimdi.Ne oldum biliyor musun baba doktor oldum.Bana önceden derdin ki doktor ol ki hasta olunca beni kurtarırsın derdin.Ama şimdi sen yoksun gene yanımda…Baba bazı akşamlar oturup konuşuyorum yıldızlarla dertlerimi,aşk meşk meselelerini anlatıyorum yıldızlara.Halbuki bunlar erkek erkeğe konuşulacak meseleler ama ben işte,yıldızlarla konuşuyordum bunları…Ne yaparsın işte.Bak büyüdüm koskocaman adam oldum sorsan kaç kişinin hayatını kurtardım,kaç kişinin gönlünü mesut ettim,kaç kişiye yardım ettim,ama bir tek kişiyi kurtaramadım….O DA SEN BABA…

Yazar:Cansu Porsuk

Her Rüyanın Bir Sonu Vardır. Aşk da Bir Rüyadır Bitti Uyandık Geçti…

Bir yara var. Tam şurada kalbimin ortasında… Ömür boyu sürecek bir yara bu. Kalbimin içinde sevinçle uçuşan kuşları alan bir yara bu, gönlümün içindeki sevgi çiçeklerini solduran bir yara bu gel de sula yeniden açsınlar… Bir acı var. Tam şurada yüreğimin ortasında…Hiç bitmeyecek bir acı…Buruk bir kalp kadar acı,bir kan gibi rengi ama öyle insan kanı değil bu bir gülün kırmızısında akan kan bu…Aşk işte bir gülden kan bile akıtıyor.Güzel bir rüyanın acı tarafı…Her güzel şeyin sonunda bir yara,bir acı vardır.Aşk sonsuz değildir.Sınırlıdır.Ama öyle bir zamanda gider ki hiç fark etmezsin.Varken hayat güzeldir.Kalbinde sevinçle uçuşan serçe kuşları vardır,gönlünde açmış sevgi çiçekleri vardır,elinde kırmızı bir gül vardır,ağzından çıkan kelimeler “Seni seviyorumdur”…Yokken kalbinde kelebekler de uçmaz, kuşlar uçmaz, kalbin ölüdür,gönlünde çiçekler de açmaz,gönlün yaralıdır,elinde tuttuğun bir gülden kırmızı kan akar yavaş yavaş pıt pıt diye duyarsın,ağzından çıkan kelimeler “Git ile gel” arasındadır.Gelse gene mutlu olacaksındı ama o seni sevmeyecektir…Gitse kalbin buruk olacak,yüreğin acıyacak,gönlün solacak,elindeki gülden kan akacak…Aşk acısı….Tam şurada gönül yarası mı desem kalp yarası mı desem bilemiyorum ama geçmiyor geçecek gibi de değil…Her rüyanın bir sonu vardır.Aşk da bir rüyadır bitti uyandık geçti…

YAZAR: Cansu Porsuk

Beyaz Kefen,Al Bayrağa Sarılı Tabut,Toprak Kokusu,Şehit Olmak…

 

Şehit olmak…Vatan haini olmamak…Vatan uğruna ölmek hiçbir karşılığı olmadığı halde…Arkada kalbi buruk belki ölene kadar yas tutacak bir aile,bir akraba,bir eş,bir çocuk bırakmak…Çocuğunun baba dediği zamanları görememek,çocuğunun ilk adımlarını görememek,çocuğuna doyasıya sarılamamak …Ailene doyamadan hayattan gitmek…Şehit olmak.Dünyadaki en güzel şey derler.Ama bunları demezler.Şehit olunca hiçbir zaman olmadığın kadar ünlü olursun.10 gün boyunca düşmezsin televizyonlardan.Sonra raflara kaldırılmış haber arşivlerinin arasında tozlu bir haber olarak kalırsın..Unutulursun.Ve tabutun kırmızı al bayrağa üzerinde hilal ve yıldız bulunan bayrağa sarılır.Bembeyaz bir kefen giyersin.Ne kadar zengin olsan da giyeceğin şey değersiz bir kefendir ölünce.İlk bakışta öyledir.Beyaz kefen hayatının yaşamadığın zamanlarını alır.Kefene sarılmadan önce yıkarlar seni.Cansız bir beden yatırılır banyoya ve yıkarlar seni.Sonra beyaz bir kefene sarılırsın.Tahtadan yapılmış bir tabuda konursun.Tabutun üzerine kırmızı al bayrak sararlar.Çünkü sen şehitsin..Yerlere,göklere sığdırmazlar seni.Sen geçim sıkıntısı çekerken nerdeydiler şimdi öldün ya kıymete bindin…Bir imam gelir bir de cemaat…Cenaze namazını kıldırır.Hakkınızı helal ediyor musunuz diye bir soru sorulur cemaate.Hep bir ağızdan helal ediyoruz derler.Tabutunun üzerine kürek kürek toprak atarlar.Daha önce ben sadece üzerime yorgan attım.Şimdi ise üzerime toprak atıyorlar.Cemaat dağıldıktan sonra imamla baş başa kalırsın.Sana son dualarını eder ve ruhunu Allah’a yollar.Sorgu melekleri gelir.Seni sorguya çekerler…VE şehit olmak böyledir.Güzel dedikleri öve öve bitiremedikleri şey böyledir.Evet güzeldir ama arkasında bıraktıkları,senden adlıları her şeyi anlatır sana.Yürüdüğüm kaldırımları, ailemi,eşimi,daha bebek olan çocuğumu özledim.Hepsini bir beyaz kefene sarıp verdiler bana.Ben şuan o beyaz kefene sarılıyım.Üzerimdeki beyaz kefende herkesin kokusu var.Beyaz kefen…Al bayrağa sarılı tabut…Toprak kokusu…Şehit olmak…

Yazar:Cansu Porsuk

Kalkmadınız,Ölmediniz,Saklanmadınız,Korkmadınız,Olmadınız Bilemezsiniz ve Savaş Nasıl Güzel Olabilir?…

Bomba sesleri,silah sesleri,düşmanların konuşma sesleri…Savaştayız.Her bomba sesi duyduğumda koltukların arkasına kaçıp köpeğime sarılarak oarda kalmak.Her silah sesi duyduğumda öleceğim korkusuyla sevinçle gökyüzüne bakamamak.Her gün kapımı çalan düşman askerleri beni bulmasın diye korka korka saklandığım yerler…Savaşın bir insanı korkak yaptığı…Savaşın bir insanın içindeki yaşama sevincini aldığını…Savaşın yakınlarını ve sevdiklerini aldığını bilmiyorlar düşmanlar…Önceleri masmavi ve beyaz karışımı olan gökyüzüne umutla ve sevinç dolu gözlerimle bakıyordum.Şimdi ise gökyüzünün mavisi azalmış ve beyazın yerine siyah gelmiş gökyüzüne…Şimdi ise korkudan gökyüzüne umutla ve sevinç dolu gözlerle bakamıyorum.Önceleri her akşam annemin koynunda uykulara dalıyordum.Şimdi ise ne annem var ne babam….Şimdi ise geceleri de düşmanlar beni bulur diye uyumuyorum…Önceleri pembe hayallerim ve masmavi bir umudum vardı.Şimdi ise hem benden renklerimi aldılar hem de hayallerimi ve umutlarımı aldılar.Siz bilir misiniz mutsuzuz diye halinize şükretmeyen insanlar siz bunların nasıl bir şey olduğunu bilir misiniz?Bilemezsiniz ki.Şimdi bir bakın kendinize ve halinize şükredin.Önceleri sevinç dolu olan gökyüzündeki bulutlarla dertlerimi hayallerimi paylaşırdım.Şimdi ise bakmaya korktuğum için dertlerimi de hayallerimi de paylaşamıyorum.Beden olarak varım ama ruhum aç.Sevgiye,dosta,umuda,mutluluğa ruhum aç…Ne yediysem doyuramadım…Savaş benden tok olan ruhumu aldı yerine aç bir ruh bıraktı.Aç bir ruh sevgiye hasrettir,dosta hasrettir,umudu yoktur ve korkaktır…Ruhum aç!…SAvaşı ülkeme getiren insanlar şimdi söyleyin bana savaş nasıl güzel bir şey?Benden renklerimi alan,umudumu alan,yakınlarımı alan,hayallerimi alan,geceleri sevinç dolu gözlerle baktığım yıldızlarımı,gökyüzünü alan savaş nasıl güzel olabilir?…Bir insanın ruhunu tokken aç yapan savaş nasıl güzel olabilir?Nasıl,nasıl,nasıl size soruyorum savaşa güzel diyenler…Hiç sabahları bomba ve silah sesleriyle yatağınızdan zıplayarak kalktınız mı,geceleri öleceğim korkusuyla koltukların arkasına saklanıp uyudunuz mu,her bomba sesi,her silah sesi duyduğunuzda köpeğinize sarıldınız mı,geceleri annenizin koynunda değil de koltukların arkasında yattınız mı?Yatmadınız,ölmediniz,olmadınız,saklanmadınız,kalkmadınız,korkmadınız…Bilemezsiniz bunları benim ülkeme savaşı getiren insanlar ve savaşa güzel diyenler kendilerini beyaz bir yalanın arkasına saklayıp haklı çıkarmaya çalışıyorlar.Halbuki beyazı kirlettiklerini ve her şeyi kirlettiklerini bilmiyorlar.Ölmediniz,olmadınız,saklanmadınız,kalkmadınız,korkmadınız bilemezsiniz ve savaş nasıl güzel olabilir?

Yazar:Cansu Porsuk

Siyah Olmak…

Siyah olmak…Siyah olarak Dünya’ya gelmek ve bütün insanlar tarafından merakla bakılmak…Siyah olmak…O kadar beyazın içinde siyah ya da zenci olmak…Her yerin siyah olduğu halde sadece dişlerin ve tırnaklarının beyaz olması çok tuhaf…Siyahlar beyaza hasret,beyazlar ise siyah olmak için çok uğraşıyorlar.Halbuki siyah olmanın onları bir ırkçılık ayrımına tanık edeceğini bilmiyorlar.Sonuçta hepimiz insan olduğumuz halde böyle bir ayrıma düşürüyoruz.Siyahlar tarih boyunca hep zulüm gören bir ırktır.Niye beyazlar değil,beyaz olmak bir ayrıcalık mı?Size soruyorum beyazlar…Beni siyah diye ayıranlar ya sizler benden daha mı renksizmişsiniz gibi beni siyah diye ayırıyorsunuz.Hastayken yeşilsiniz,mutluyken pembe,aşık olunca kırmızı,doğarken beyaz,üzgünken sarı,ölürken siyah şimdi söyleyin bana  kimin daha renkli olduğunu beni siyah diye ayırıp ırkçı ayrımcılığı yapanlar…Bazı geceler oturup düşünüyorum rengimiz değişik suç bu mu yani…Katil değiliz,cani de değiliz,Allah’a şükür vicdanımız ve kalbimiz de iyi sadece bir renk için böyle bir davranış göstermeye ne gerek var.Gerçekten anlayamıyorum.Bazen sitem ediyorum Allah’ım niye beni beyaz olarak Dünya’ya getirmedin diye sonra sitemi bırakıp mutlu olmaya bakıyorum ve şu hayatta önemli olan insanın dışındaki renk değil içindeki renk.Yaşadığım süre boyunca hayatın bana öğrettiği tek şey bu herhalde.Önemli olan içimizin rengi.Siyah olmak…

Yazar:Cansu Porsuk…

Sokak Çocuğu…

 

b-34162-sokak_çocukları

Rengarenk tertemiz bir dünya burası.İlk bakışta öyle…Ama yaşarken rengarenk oluyorsun ve tertemiz olmadığını anlıyorsun.Yaşadığım dünyada kırmızı renkte olan mutlu ve aşık insanlar var.Yaşadığım dünyada annesiz,babasız çocuklar var benim gibi.Evsiz,barksız sokak çocukları var.Anne onlara insanlar alaycı bir tavırla bakıyorlar ve onları gördüklerinde yollarını değiştiriyorlar.Bu ayrımı anlayamıyorum.Beni niye bu rengarenk dünyada tek başıma bıraktı bu dünya benim anlamayacağım şeylerle dolu.Gece olunca yatak olan kaldırımlar bana insanlardan daha çok değer veriyor.Bazı geceler dertlerimi sokaklara anlatıyorum.Sokaklar sessizlikle dinliyor beni.Bazı geceler de bir sokak köpeğini severken ağlıyorum…Bazı geceler de gökyüzüne bakıp yıldızları seyrediyorum.İlla bunun hesabı sorulacak diyorum ve öksüz,yetim her çocuğu bir bardak sevgiye muhtaç olduğu aklıma geliyor.Sevgiyi tatmayalı,mutlu olmayalı o kadar çok zaman olmuş ki yaşamayı seven ben yaşamaktan korkuyorum.İnsanlardan korkuyorum.Maalesef hepsi iyi değil.İlk bakışta rengarenk tertemiz görünen bu dünyada yaşadıkça nasıl rengarenk olduğunu ve tertemiz olduğunu anlıyorsun.Halime şükrediyorum.Çünkü zoru görmeden,acıyı tatmadan mutlu olunmayacağını biliyorum her insan gibi.Şuan bu dünyanın bana öğrettiği tek şey bu herhalde.Sokak çocuğu olmak kötü bir şey değil…

Yazar:Cansu Porsuk

Bir Görme Engellinin Günlüğü…

Arkadaşlarım benimle dalga geçiyorlar çünkü ben körüm…Göremiyorum.Yaşama sevincimi kaybettim.Artık dünya bana kapkaranlık gözüküyor.İnsanlar artık üzerlerine giydikleri iyi insan kıyafetlerini çıkarmışlar ve üzerlerine kötü insan kıyafetini giymişler.İnanın hiç yakışmamış.Değiştirin kıyafetlerinizi ve bana yaşama sevincimi tekrar verin.Bugün camdan bakasım geldi cama doğru yöneldim,gördüğüm her yer kapkaranlıktı ve simsiyahtı,duyduğum kuş sesleri,arabanın motor sesleri ve çocukların sevinç çığlıkları beni daha çok üzdü.Ben niye göremiyordum?Niye Kördüm?Beni niye aralarına almıyorlardı?Beni niye sevmiyorlardı gibi sorularla zihnimi sorguladım ve ağladım…Bende bir insanım elim kolum ayağım var ama göremiyorum.Bu ne kadar önemli sizin için.Siz dışarı çıkarken üzerinize yakışanı giyiyorsunuz.Ben göremediğim için giydiğim şey yakışmış mı olmuş mu onu bile bilmiyorum.Siz annenizin ,babanızın yüzünü biliyorsunuz ben bilmiyorum ve göremiyorum.Siz Dünya’nın güzelliklerini görüyorsunuz ben sadece hayal ediyorum.Ve ben sizden daha kötü olduğum halde halime şükrediyorum ve iyisini istemiyorum.Belki göremiyor olabilirim ama ben umudumla,hayal gücümle dünyamı rengarenk yapıyorum.Almayın beni aranıza olsun değer vermeyin tamam buna da tamam ama bana bunu belli edip umudumu benden alıp rengarenk olan dünyamı kapkaranlık etmeyin insanoğlu.Sizden istediğim tek şey bu.Bakın görmüyor olabilirim ama duyduklarımız,hissettiklerimiz ve yaşadığımız dünya aynı biz aynıyız biz kardeşiz beni kör olarak ayırmaya ne gerek var?Sokağa çıkınca alaycı bir tavırla yüzünüze bakılması,sizden engelli,kör diye bahsetmeleri size nasıl dokunuyorsa bana da öyle dokunuyor …Şu küçücük insanlardan istediğim tek şey alay edilmeden yaşamayı istiyorum.Rengarenk olan dünyamı kapkaranlık etmeyin insanlar…

Yazar:Cansu Porsuk

Bir Fincan Acı Bir Kahve…

Bir fincan acı bir kahve getirin bana.İçine bütün güzel hislerinizi koyarak yapın ki o kahveyi içerken içimdeki bütün hüzünlerimi unutup mutlu olayım.”Gel dostum ayakta kaldın sende otur yanıma sana da bir acı kahve söyleyin mi dertlerine deva olur he”.”Bana da acı bir kahve abininkinden olsun ve kahveyi yaparken içine sevginizi de ekleyin de içi biraz sevgiyle tanışsın.” “Ne oldu sende mi üzgünsün?Kalbindeki sevgiyi kim alıp götürdü ki sevgiyle yeniden tanışmayı istiyorsun,anlat bakalım dostum yoksa seninki kıpkırmızı,soğuk bir aşk acısı mı?” “Evet dostum doğru bildin kıpkırmızı,soğuk bir aşk acısı gönlümü parçalayıp buralardan gitti bir daha dönmemek üzere.” “Aşk öyledir.Zamansız gelen uyku gibi gelir ve en istediğin zamanda çekip gider yanında olmaz,ona ihtiyacın olmadığı zamanda tekrar tekrar bıkmadan gelir,aşk dediğin böyle bir şeydir işte.Bazıları kırmızı der,bazıları sever,bazıları da üstüne acı bir kahve içip her şeyi unutup bir daha aşık olmamak ister.Sen kime aşık oldun da bu kadar da üzdü seni.” “Saçları simsiyah,gözleri kahverengi,bakışları bir insanı kendisine aşık etmeye yetecek kadar güçlü ve güzel bir yalancı kıza aşık oldum.İlk güzel bir bakışlarıyla kandırdı beni!..Sonrası hep alışık olunan hikayelerdeki gibi oldu çekip gitti arkasına bakmadan kıpkırmızı soğuk bir aşk acısını yüreğimde bırakıp gitti.Hissettiğim acı gözlerimden yaşlar dökülerek kendini hissettirdi.Sonra bende her aşık gibi sanki içki bütün dertleri götürecek zannedip içkiye başladım.Yani anlayacağın bütün geceler yatakta düşler kurup ağladım ve geriye sadece bir  fincan acı bir kahvedeki acı kaldı.Yüreğimdeki mutluluk en uzak semalara gitti yerine acı geldi.Kalbimdeki sevgide en uzak semalara gitti yerine hiçbir şey gelmedi.Yani dostum bir fincan acı bir kahve,kıpkırmızı,soğuk bir aşk acısı ve hatırlanmaması gereken bir aşk hikayesi kaldı geriye.Kıpkırmızı,soğuk bir aşk acısı ve bir fincan acı kahve dostum…”

Yazar:Cansu Porsuk

İnsan Olarak Doğmakla İnsan Olunmuyor!..

İnsan olarak Dünya’ya geliriz.Ama tam olmayız.Yaşadığımız süre boyunca karakterimiz ve davranışlarımız şekillenerek bir insana bürünür.Hayat boyunca tecrübeler ediniriz insan olmak için.Bazıları bütün rütbelere sahiptir ama en gerekli olan insan olma rütbesine sahip değildir.İnsan olarak doğulur ama gelişerek insan olunur.İnsana akıl ve düşünme yeteneği verilmiştir.Biz bu yönlerden hayvanlardan ayrılırız.Ama düşünmekten korkarız hep bir ön yargı vardır şüphesiz…Ve insanoğlu ne yazıktır ki her şeyi kusursuz ve tam bir şekilde becerebilirken insan olmayı beceremeyiz çok garip.İnsan olmak için yaşamak,düşünmek gerekir.Ünlü filozof Descartes’in dediği gibi “Düşünüyorum öyleyse varım”sözü buna bir örnektir.İnsanoğlu yaşadığı süre boyunca hep çocuktur.Çünkü yaşadığı hayat hep bitmezliklerle ve sorularla doludur.İnsanoğlu yaşadığı süre boyunca bu sorulara cevap arar.Bilgiye ulaşır ve insan olduğunu zanneder.Halbuki insan olmak Mevlana’nın 7 öğüdünde anlatılmıştır.MEvlana şöyle der;

Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.

Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.

Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.

Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.

Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.

Hoşgörülükte deniz gibi ol.

Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.

Ey insanoğlu insan olarak doğmakla ne yazık ki insan olunmuyor.Bunu aklınızın bir köşesine kazıyın…

Yazar:Cansu Porsuk