Mehmet Rauf’tan Eylül

9786054467549

Ben bu kitabı lise 3 sıralarında okudum. Bu sefer hediye olarak gelmedi gittim kendim aldım… Gerçi kendisini ödev için okudum… Ve okurken bu kadar sevebileceğimi hiç düşünmemiştim. Diğer kitaplara nazeren biraz ağır bir dili var. Anlayabilmeniz için biraz usta olmalısınız ama anlarsınız genede… Anonim Yayıncılık bendeki kitap. Milli Eğitim’in 100 Temel Eser Dizisi’nin içine girmiş bir kitap. Mehmet Rauf’tan biraz bahsetmek gerekirse:

Mehmet Rauf 1875 (Hicri 1291) yılında İstanbul’da Balat’ın Kesmekaya mahallesinde hayata gözlerini açtı… Babası İstanbul’a Kütahya’dan gelmiş olan Hafız Ahmet Efendi, annesi ise bir Çerkez kzıydı…

Dört yaşında kendi Balatta kendi semtlerinde mahalle mektebine başladı. Yedi yaşında Eyüp Rüştüyesi’ne (ortaokul) kaydoldu. Bu okulda üç sene okuduktan sonra Soğukçeşme Rüştiyesi’ne geçti. Ortaokul eğitimini de bu okulda tamamladı…

Sanat ve Edebiyat tutkusu küçük yaşlarda başladı. Ders kitaplarından çok İstanbul kütüphanelerinin müptelasıydı. Edebiyat alanında bir şeyler yapma isteğinin  kayanağı da buralardı. Önceleri tiyatro, daha sonraları da roman yazmaya niyetlendi. Romancılık merakı bir ürün vermişti: ” Denaet ” veya ” Gaskonya Korsanları ” adlı bir macera romanı. Babası Hafız Ahmet Efendi ise bu durumdan rahatsızdı, oğlunun geleceği için endişeleniyordu. Dolayısyla ailesi Mehmet Rauf’un daha güvenli ve paralı bir meslek sahibi olması için de 1888 de Heybeliada deniz Lisesi’ne kaydolmasına karar verir…

Halit Ziya ile şöyle tanışıyor. Bir gün Halit Ziya’nın İstanbul’a geleceğini öğreniyor ve İstanbul’da onu ilk karşılayan yazar Mehmet Rauf oluyor. Halit Ziya İstanbul’da edebiyatçılar açısından bir toplanma merkezi halini alıyor. Daha sonra yayımlanmaya başlayacak Servet-i Fünun dergisi ise bu toplanmanın ürünlerinden olacaktı. Mehmet Rauf daha önceden Mektep dergisi aracılığyla Hüseyin Cahit ve Cenap Şahabettin gibi yazarlarla da tanışmış bulunuyordu…

Mehmet Rauf’un biraz da sanatçı kişiliğinden bahsetmek gerekirse:

-Yazı hayatına Halit Ziya Uaşaklıgil’den aldığı etkiyle başlamış ve onu son üstadı olarak kabul etmiştir.

-İlk eseri, çocuk yaşta yazdığı bir roman olan Gaskonya Korsanları, ilk yayınlana yazısı da “Düşmüş” adlı hikayesidir. Halit Ziya “Düşmüş” adlı hikayenin eline geçişini şu şekilde anlatır:

“Yine bir gün İstanbul postası bana garip bir yazı ile uzun bir mektup ve sarı kağıtlar üzerine yazılmış bir yazı getirdi. Mektubun ve müsvettelerin sahibi Bahriye Mektebi’nin sondan bir önceki sınıfında Mehmet Rauf idi, müsvette de “Düşmüş” isminde uzun bir hikaye yazılıydı.. Bu dolaşık yazının arasında daha doloşık, fakat garip yenilikleriyle cazip bir Türkçe gördüm… Hele bir okul çocuğu tarafından bunun bu şekilde yazılmış olmasına bakarak derhal karar verdim ki müstesna bir fırsat karşısındaydım…”

-Mehmet Rauf’un romanlarında konu, genellikle türlü sosyal ve psikolojik temalarla örülen bir aşk macerasıdır.

-Mehmet Rauf’un romanlarında işlenen temaların çoğunu psikolojik temalar oluşturur. Aşk bunların başında gelir. Duygu Örgüsü açısından en başarılı olan Eylül’de evli bir kadının aşkı ile kocası arasındaki bocalayış, arkadaşının karısını seven bir erkeğin aşkla fazilet arasındaki vicdan azapları… Biraz ağır gelişen fakat çok düzenli bir gelişimle sonuca ulaşan bir psikolojik tahlil zinciridir.

Mehmet Rauf’un eserlerinden bahsetmek gerekirse de;

Romanları

-Eylül (1900)

-Ferda-yı Garam (1913)

-Genç Kız Kalbi (1925)

-Karanfil ve Yasemin (1934)

-Böğürtlen (1926)

-Define (1927)

-Son Yıldız (1927)

-Ceriha (1927)

-Kan Damlası (1928) (Define’nin devamıdır.)

-Halas(İstiklal Harbi Romanı) (1929)

-Yara (Tarihsiz)

(Ben sadece romanlarını yazdım öbür eserli çok fazla internetten bakabilirsiniz ama isterseniz…)

Kitabın arka sayfasındaki yazan yazıdan da bahsetmek gerekirse:

Suat hemen zarfı kenarından yırttı. Gözlerindeki duman yüzünden fark etmiyordu. Bu olu zarfı açamıyor, eli titriyordu; sonra koştu, balkonda konuşan Necip ile Süreyya’nın arasına daldı, “Yalıya gidiyoruz!” dedi. Süreyya bakıyordu, önce inanmadı, “Ne oluyor, nden?” diye soran bir bakışla Suat’ın uzattığı kağıt paralar alıyordu, sonra birden, “Bu ne? Bunlar ne? Nereden?” sorularını sıraladı. Suat eliyle ağzını kapayarak, “Sus!” diyor, diğeri “Kim gönderdi?” diye sorarken, “Babam,babam…” yanıtını veriyordu. Sonra oraya oturup alçak bir sesle “Şimdi bu parayla kimseye bir şey söylemeden gidip yalıyı tutmalı, sonra da hepsinin gözünün önünde buradan çııp gitmeli…” dedi…

Eğer bana soracak olursanız da:

-Biraz ağır bir dili var…

-Sayfalarca süren betimlemeleri var…

-Biraz sıkan bir yapısı var…

-Ama gene de okunmayı hakeden bir tarzı var…

-Pek aşk romanı okumam.Tarzıma gitmez ama okuduğum aşk romanlarından ilkiydi ve benim için listenin en başındaydı…

-Gidin alın derim daha fazla vakit kaybetmeden…

-Okuyun bir şey kaybetmezsiniz, Mehmet Rauf’u tanımış olursunuz…

Yazar:Cansu Porsuk (Mutlu Çocuk)

 

Reklamlar

Yeni Bir Ay Eylül…

Sokaklardaki hıçkırıkları rüzgar sinirli bir homurtuyla temizliyor…
Yapraklar son bir dans ile kaldırımlara düşüyor,ölmeden önce yapılan son dans gibi..
Güneş yavrusunu kaybetmiş gibi parlamaya çalışıyor,bugün mevsimlerden Sonbahar…
Baharın bitkin ve yorgun düşüp yerini sonbahar’a bırakması…

Baharın son çırpınışları,son ümitleri,yaşama çabaları Eylül’e bağlı…
Eylül son bir direniş
Eylül iple çekilen bir ümit
Baharın bize veda edemeyişini gösteren bir Eylül…

Sokakların beyaz kefen giyip
Ağaçların hıçkırıklarıyla sokakların dolduğu zaman
Toprakla samimi bir dost olduğun an ölümdür…
Ağaçların hıçkırıkları içinde rüzgarın homurtusu,yaprakların dansı
Hepsine Elveda Eylül’e de…

Şair:Cansu Porsuk(Mutlu Çocuk)

Eylül…

Ağaçların yaprakları sararmış
Kaldırımlar yapraklarla dolmuş
Güneş artık parlak doğmamaya hazırlanıyor…
Bulutlar ağlamak için dert arıyorlar…
Ağaçların gövdeleri çırılçıplak
İnsanlar en kalın kıyafetlerini çıkarmış.
Mont,yelek,atkı ve şapka…
Sokaklar ise kendilerini kışa hazırlıyorlar
Ve eylül…
Bir direniş ayı…
Sıcaklıkların son günleri…
Belki de umudun tükenişi…
evginin yeniden doğuşu…
Bir bekleyiş…
Tekrar yazı…
Ümitleri yarına bırakmak gibi.
Ve ölüm…
Ağaçların yapraklarını döktüğü an
Sokakların beyaz kefen giydiği an.
Toprağın her şeyden daha sıcak geldiği bir an…

Şair: Cansu Porsuk (Mutlu Çocuk)