Beş Sokağı(7.Bölüm)

Aklımdakiler…

———————-

Bak ya… Gizemli Adam diyor ki kazananlar savaştan vazgeçecek diyor ve bu benim sayemde olacakmış… Madem benim böyle bir gücüm var niye en baştan beri teslim olmuyorlar… Kazanan bir taraf niye oturup teslim olsun ki?

——————————————

Gizemli Adamla Münakaşalar…

——————————————

– Gizemli Adam sana bir şey sorabilir miyim?

-Sor tabiki de

-Sana ciddi olarak şayet niye beni buraya çağırdın?

-Dedim ya sana ihtiyacımız var…

-Ya ben kazanları nasıl vazgeçireceğim bir planın  var mı?

-Yok bir planım yok… Ama sen yapacaksın buna ben inanıyorum…

-Acaba ben niye inanamıyorum… Ben Kazanan olsam niye vazgeçeyim ki!!!

—————————————————————————————————

Yaşar Amca…

——————————-

Beş Sokağı’nın en yaşlı adamlarından biriyim… Torunlarımı savaştan kaçarken kaybettim ve neredeler bilmiyorum… Torunlarımdan biri 12 yaşında kahverengi saçlı yakışıklı bir oğlan… Gizemli Adam 12 yaşındaki çocuğu benim torunuma benzetiyor… Ama bundan emin değil…

————————————————————————————————————–

Kazananlar Cephesi…

——————————

-Komutanım

-Efendim,  Ne oldu?

-Küçük Adam sokağı buldu…

-Olamaz… Niye engel olmadınız…

-Siz emir vermediniz ki…

-Ya savaşı başlatan kişinin babası olduğunu öğrenirse ne yapacağız peki?

-Oturup ağlayacağız sanırım 🙂

-Hadi canım

————–

Gizemli Adamın Küçük Adam Hakkında Bildiği Bir Sır…

————————————————————————

Küçük Adamın babası savaşı başlatan kişi ama bundan Küçük Adam’ın haberi yok… Ve ben bunu ona söyleyeceğim…

———————

Hadi Bakalım…

———————

-Küçük Adam…

-Efendim, ne oldu?

-Sana bir şey söylemem lazım…

-Yine saçmalayacaksan ben gidiyim çünkü boşuna vakit kaybı…

-Yok ne saçmalaması ya  şu fotoğrafa bakar mısın  bi?

-Bu fotoğraftaki kişi benim babam…

-Üzerinde hangi kıyafet var? Bana söyler misin?

-Üniforma…

-Peki baban nerede onu da söyler misin?

-Kazananların cephesinde…

Küçük Adam öğrendiği gerçek karşısında şok oldu… Böyle bir şey nasıl olabilirdi ki?

—————————————————————————————————————

Küçük Adamın Babası!… 

———————————

Benim hakkımda pek fazla bir şey bilmiyor kendisi sadece aklındaki bir fotoğraftan ibaretim ve benden nefret ediyor… Onu bırakıp gittiğim için… Şimdi bir de Kazananlar Cephesi’nin başım da olduğunu öğrenirse iyice nefret edecek… Üzerime kan kusacak… Benim babam nasıl bir şey diyecek… Eminin beni vazgeçirmek için neler yapmayacak ki… Belki de kafama silah doğrultacak..Vazgeç diyecek… Ben de  hayır diyeceğim… Niye değecek… Cevap bekleyecek… Ben susup yüzüne bakacağım yalvarır gibi… Bana niye bunu yaptın diyecek ve giderken diyecek ki sen benim için hiç yoktun ve şimdi ölüsün diyecek… O zaman başımı taşlara vursam da, dizlerimi dövsem de geçmiş olacak…

——————-

Küçük Adamın Öğrendiği Gerçek!…

————————————————

Fotoğraf elimde kaldığım odaya gidiyorum… Gözlerimi bir an olsun ayırmıyorum fotoğraftan… Belki rüyadır diyorum bu düşünceye o kadar çok inanmak istiyorum ki… Ama gerçek… Bu şahsiyet işte benim babam…Fotoğraftaki üniformalı adam benim babam… Benim halkımı öldürmeye çalışan kişi benim babam… Batık bir gemi gibiyim şuan… Artık bütün suları almış olan gemi denizin dibini boylamış çıkamıyor da…. Ya sen nasıl yaparsın bunu ya!..

—————————————————————————-

Beş Sokağı Dedikoduları…

—————————————

-Biliyor musunuz küçük adamın babası…

-Ne olmuş  Küçük Adamın babasına söyle bakıyım Ahmet

-Şey ben şey diyecektim ölmüş…

-Evet öldü bugün. Hadi dağılın artık…

—————————————————-

Aklımdaki Düşünceler…

———————————-

Babam azılı bir katil…

Annem desen ölü…

Gizemli Adam desen tek umudu ben

Ben ise umutsuz vaka

Küçük Adam al bak gene beni çağırıyor ne  oldu acaba?

-Efendim Gizemli Adam

-Senin Yaşar Deden var mı?

-He var Yaşar Yaşamaz.Ne olmuş ona yoksa o da mı?

-Yok öyle bir şey değil… Yaşar Dede burada sokağın aşağı tarafında yaşıyor. Buraya geldiğinden beri  Yaşar Dede’yi hiç gülerken görmedim. Git de bir görün derim…

————————————————————————————–

Yaşar Dede…

———————–

Yaşar Dede buradaymış inanır mısınız?

-Yaşar Dede… Yaşar Dede

-Efendim efendim

-Ben Can

-Can Can’ım sen misin

-Evet Benim…

-Nerelerdesin be evlat..

-Buralardayım…

-Burada olduğuna göre gerçeği öğrenmiş olman lazım…

-Sen biliyor muydun?

-Evet

-Niye bana söylemedim….

-Söyleyemezdim babanı böyle bilmeni istemezdim…

Devamı Başka bir zamana

(Bu kadar aksiyon yeter…)

Reklamlar

Beş Sokağı (Kaybedenlerin Sokağı)…(Romanın Devamı)

Evde Geçirilen Gece…

——————————–

Nihayet güneş doğuyor ve üniformalılar yavaş yavaş kayboluyor… Bir anlık zafer duygusu bu bizim için… Dışarısı hala dumanla kaplı. Yoluma devam etmeliyim… Beş Sokağı neredesin be? Bu evi de arkamda bıraktıktan sonra kapının önündeki koltuğu çekiyorum ve kapıyı açıp yola koyuluyorum… Sessizce ilerliyorum ölüme doğru bir adım daha atıyorum her geçen gün… Ve korkuyorum… Çünkü hala çocuğum. Ve büyümeyi istemiyorum.Gerçi kim ister ki böyle lanet olası bir dünyada büyümeyi… Büyüdükçe alacağın sorumluluklar artıyor. Güçleniyorsun zannediyorsun ama güçlenmiyorsun aksine alışıyorsun ve değişiyorsun başka birisi oluyorsun. Çocukça düşünceler yok oluyor yerini büyük yetişkin düşünceleri alıyor… Kararlı biri oluyorsun. Ve artık korkmuyorsun. Ama ben her şeye rağmen büyümek istemiyorum. Çünkü büyüyünce gerçekleri öğreniyorsun ve tozpembe bakamıyorsun hayata… Hiç kimseye güvenemiyorsun ve hayatın yalnız mahkumu olarak kalıyorsun… Onun için ruhum hep çocuk olarak kalacak… Evden çıktım. Yürüyorum korka korka… Kalbimin küt küt diye atışını duyuyorum… Adrenalin hormonu damarlarında dolaşıyor ve daha çok korkmamı sağlıyor. Ama yürüyorum… Bu sefer daha çok vaktim var…Çünkü şafak vakti üniformalılar yok…Neredeler mi? Sıcacık evlerinde kahvaltı yapıyorlar şimdi… Koşarak büyük bir yol almanın tam zamanı… Son şansım… Ne kadar hızlı olursam o kadar şanslıyım… Ve bir,iki,üç koşmaya başlıyorum… Koşuyorum ve her mesafede yavaşlıyorum… Hoşça kal Üniformalılar… Beş Sokağını daha bulamadım…

Beş Sokağı ve Bir Adam…

————————————-

Bugün 17. günümüz… Erzaklarımız yavaş yavaş azalıyor. Ve bu kötü bir haber… Gerçi 17 gündür hiç iyi bir haber gelmedi. Küçük Adam da ortalıkta yok. Acaba ne yapıyor şimdi? Onu sokaklara düşürmekle iyi mi yaptım bilmiyorum. Şuan nerede olduğunu bilmiyorum. Yaşadığını bilmiyorum. Ama yaşıyorsa beni bulacaktır. Çünkü beni merak ediyor. Beş Sokağı sessiz bugün her zamanki gibi. Yukarıya doğru bakıyoruz.Üniformalılar yavaş yavaş hazırlanıyor. Gene öldürecekler birilerini… Ve ne kadar büyümüş olsam da tek katlanamadığım şey insanların acı çığlıkları…

Kazananlar…

——————–

Biz bu savaşın galip tarafıyız. Kaybedenler bizi sevmiyorlar ve hala kazanacaklarını zannediyorlar. Oysa her geçen gün yenilmeye adım atıyorlar… Onlar bilmiyor ama biz onların zannettikleri kadar kötü insanlar değiliz…Ama onlar bizden daha güçlüler çünkü korkmuş bir köpek gibi teslim olmadılar ve hala savaşıyorlar…

Küçük Adam…

————————–

Bu ona taktığım lakap çok yakışıyor ona…

Gizemli Kişilik…

—————————–

Niye mi böyle diyorum.Çünkü öylesin..Gizemlisin….

Üniformalılar…

————————–

Kaybedenlerin bize taktıkları lakap… Bizden korkuyorlar. Çünkü öldürüyoruz onları…

Yazan:Cansu Porsuk(Mutlu Çocuk)

Devamı Yarına 😀

 

Beş Sokağı(Kaybedenlerin Sokağı)…(Romanın Devamı)

Çocuğun Beş Sokağını Bulma Çabaları…

——————————————————

Kafamı toplamalıyım. Ait olduğum yeri bulmalıyım. Nedenini bilmiyorum. Ama  bulmalıyım… Saklandığım yerden çıkmaya korkmuyor değilim. Çünkü dışarısı güvenli değil. Silahlı askerler var… Askerlerden değil asker üniformasının içindeki insanlardan korkuyorum… Çünkü bizi sevmiyorlar. Burayı ele geçirmek ve yaşayanları öldürmek istiyorlar. Bizleri zalim oyunlarına davet etmek istiyorlar. Ama son günlerde sesleri çıkmıyor. Dilini yutmuş, korkmuş bir canavar gibi saklanıyorlar, saldırmıyorlar… Şanslıyım onun için.Ama gene de korkuyorum… Hadi bakalım çıkalım yavaş yavaş saklandığımız yerden… Küçük adımlarla sessizce yürüyorum.Ses çıkartırsam anlarlar.Ve hayatım oracıkta biter. Sessiz olmalıyım… Nefesimi bile hissetmemeleri lazım… Ama ben onların nefeslerini ensemde hissediyorum… Seslerini duyuyorum… O zalim, korku veren seslerini duyuyorum… Ama umursamıyorum. Daha doğrusu kafama takmamaya çalışıyorum… Ancak böyle yaşayabiliyorum… Yürüyorum sokaklara baka baka…Şuana kadar Beş Sokağını göremedim… Fazla vaktim yok… Hava kararınca daha çok üniformalı ortaya çıkıyor ve katliam başlıyor. Tam olarak 2 saatim var. Onun için acele etmeliyim ve Beş Sokağını ararken bir yandan da saklanacak bir yer bulmalıyım… Hiçbir yön bilmeden yürüyorum. Bedenimin beni götürdüğü yere gidiyorum. Ait olduğum yere… Eğer bulamazsam gizemli adama mektup yazacağım. Gerçi yardım edeceğini zannetmiyorum.Çünkü beni bul dedi ve sadece sokağı söyledi… Yürüdüğüm yolda kaçan insanlar var.Herkes birbirinden korkuyor burada… Sevgi bağları raflara kaldırılmış… Güven duygusu yok olmuş. Üniformalılar bizim tarafımızda değil. Korkuyoruz hepimiz. Etrafımız dumanlarla kaplı…K aç gündür gökyüzünü beyaz olarak göremedik… Kaç gündür güzel bir uyku çekemedik. Hep korktuk… Kaç gün oldu güzel bir rüyaya uyanmayalı bilmiyorum…Ve bir an önce bitmesini istiyoruz. Kaybeden mi oluruz kazanan mı oluruz bilmiyorum. Ama bitsin… Artık ben hayal kurmak istiyorum. Duvarlarını sevdiğim evimde hatıralarımla beraber yaşlanmak istiyorum… Bunun için mücadele etmeye devam etmeliyim. Yürüyorum aklımdaki düşüncelerle beraber. Bir yandan korkuyorum da… Evet daha fazla yürüyemem. Çünkü hava kararmaya başlıyor. Şu karşıdaki eve gitmem lazım. Güvenli bir yere benziyor. Bunu gitmeden öğrenemem.. Onun için gidiyorum. Sesler yükseliyor korkuyu damarlarımda hissediyorum… Ve ulaştım eve.Güvenli bir yere benziyor.. En azından sağlam gibi…Bir geceyi geçirebileceğim bir yer bulabildiğim için mutluyum…Ama hemen sevinmemeliyim. Eve giriyorum. Kapıyı kapatıyorum ve kapının arkasına koltuğu çekiyorum.. Açmasınlar diye. Perdeleri çekiyorum yavaş ve sessizce.Ve oturuyorum soğuk yere…

Bir Adam…

———————

Küçük Adam’a Beş Sokağını bulmasını söyleyeli 1 gün oldu. Acaba yola çıkmış mıdır? Beni ve sokağımızı merak etmiş midir? Ait olduğu yeri merak etmiş midir? Küçük Adam’ı merak ediyorum… Bugün sokağımda 16. günüm.. İlk bulduğum günkü gibi… Küçük evler var. Köpekler var. Sokağın bir ucundan bir ucuna uzanan çöp kovaları var. Ne bulduysak sokaklardan hepsi çöp kovalarının içinde… Beş Sokağında sevgi bağı raflara kaldırılmış değil. Hepimiz birbirimizi seviyoruz. Korkmuyoruz mu korkuyoruz ama belli etmiyoruz. Burası üniformalıların kolay kolay bulamayacağı bir yer… Çünkü yerin altında… Küçük Adam bunu bilmiyor. Ama uğraşırsa ve yoluna devam ederse bizi bulabilsin diye sokağın başına işaret bıraktık. Burada güvendeyiz ve kolay kolay kimseyi sokağımıza almıyoruz.Ama o çocuk bu sokağa ait. Bizi bulacağına eminim… Devam et asla pes etme…

Üniformalılar…

———————-

Üniformalılar yani insanlar… Daha doğrusu insan kılığına girmiş askerler. Omuzlarında taramalı silahlar,bellerinde piştov ve el bombaları… Korkuyoruz üniformalılardan. Çünkü her şey onların yüzünden… Sevmiyoruz onları. Kim sever ki insanları öldüreni… Hiçbirinin altın kalpleri yok… Akşamları sayıları fazlalaşıyor.Aralarında bir şifre var ve ne zaman birilerini öldürecekleri zaman birbirlerine o şifreli sözü söylüyorlar ve katliam başlıyor… Uykumuz bölünüyor. Çığlıklar başlıyor. Üniformalılar bu görüntüyü çok seviyorlar… Ve bizi öldürmekten zevk alıyorlar… Bizi türlü türlü oyunlarına davet ediyorlar…Bir gün mezarlarınıza işemek dileğiyle… 😀

Yazan:Cansu Porsuk(Mutlu Çocuk)

Devamı Yarına 😀

Beş Sokağı…(Kaybedenlerin Sokağı…)

07.07.1997

Kaybedenler için hala ümit var mıdır? Kazananlar mutlu mudur? Kaybedenler üzgün müdür savaşı kaybettikleri için? Sen kaybeden mi olmak istersin? Eminim kazananlardan olmak istersin… Niye kaybedenlerden olasın ki di mi? Sonuçta kaybedenler için ümit yok di mi?Sonuçta üzgün onlar di mi?Sonuçta onlar için zafer diye bir şey yok dimi?Kimlerden olmak istersin?

Bir Çocuk…

11.07.1997

Cevabım şu kaybedenlerden olmak isterdim.Çünkü onlar için hala ümit var.Çünkü onlar için hala zafer diye bir şey var.Çünkü onlar için inanç var.Ama kazananların içinde hiçbir şey yok.Yürekleri ıslatılmış kaç defa tuvaletini kaçıran bir adam tarafından…Kazananların zafer dedikleri cinayetten başka bir şey değil.Ama kaybedenlerin zafer dedikleri sevgi,dostluk ve mutluluk…

Bir Adam

13/07/1997

Demek kaybedenlerden olmak istiyorsun her şeye rağmen mi?Kaybedenlerin ümidi olduğunu söylüyorsun…Ve onlar için zafer var diyorsun.Ve buna inanıyorlar diyorsun.Bir kaybeden olarak sana soruyorum.Zafere inanıyor musun?Umudun olduğunu bana söyleyebilir misin?

Bir Çocuk

15/07/1997

Kaybedenler için bir umut olduğuna bir zafer olduğuna inanıyorum…Şimdi ben sana soruyorum peki sen inanıyor musun?

Bir Adam

17/07.1997

İnanmıyorum.Umudum yok.Kaybettim..Mutlu da değilim…Ve bende kaybedenlerdenim.Zaferin olduğuna inanmıyorum…

Bir Çocuk

19/07/1997

Zafer var.Ümit de var.İçine bakman yeterli evlat.Ve bir soru daha…Bir sayı söyle bana?

Bir Adam

21/07/1997

Beş ve zafer yok!…

Bir Çocuk

23/07/1997

Beş Sokağını biliyor musun?Senin  sokağın.Kaybedenlerin sokağı.Ümidin ve zaferin olduğu yer…

Bir Adam

25/07./1997

Yalan söylüyorsun.Beş Sokağı diye bir yer yok.Kaybedenler var ve hep biz kaybedeceğiz hep onlar kazanacak kabullensek iyi olur…Zafer de yok Ümit DE yok..

Bir Çocuk

27/07/1997

Yalan söylemiyorum.Bul beni…Beş Sokağı.Unutma Senin sokağın…Kaybedenlerin sokağı…Senin ait olduğun yer…

30/07/1997

Sana inanmıyorum.Beş Sokağı diye bir sokak yok ve ben oraya ait değilim…

——————–

Devamı Yarına 😀

Yazan Cansu Porsuk(Mutlu Çocuk)

Siyah Bir Tablo Dünya…

Dünya’ya gökyüzüne,dışarıya,evime sanki siyah bir perde çekilmiş.Simsiyah, bir sulu boyadaki siyahın çok sürülmüş hali…Sanki yağlı boyayla yapılmış bir resimdeki siyah renk gibi her şey ve her yer…Öbür renkleri hiç bilmiyorum.Görmek nasip olmadı ve tanıyamadım hiçbirini.İnsanlar hep renklerden bahsediyorlar.Dünya rengarenk diyorlar.Ben dünyaya kendi gözlerimle bakıyorum siyah renk…Dünya  sadece duyabildiklerimden ibaret…Kuş cıvıltıları,araba sesleri,çocukların sevinçle gülme sesleri,ben sadece sesleri duyuyorum.Hayatım seslerden ibaret.Bir tutam sese,bir tutam sıcaklığa muhtacım…Doğduğum andan beri beni bakan büyüten annemi bile sesinden tanıyorum.Çünkü yüzünü bilmiyorum.Babam desem o da halime çok üzülüyor.Belli etmemeye çalışıyor ama ben hissediyorum ve anlıyorum sesinden…Bazen konuşmalarını duyuyorum.Babam diyor ki hep ben kızımın her insan gibi dünyayı rengarenk görebilmesini istiyorum,benim yüzümü bilsin ,görsün istiyorum,annesinin yüzünü görsün istiyorum diyor…Bunları duymak beni üzüyor.Acı olan şey hepsinin gerçek olması,hiçbirinin rüya veya hayal olmaması…

***********************************

Bugün annemle  beraber doktora gittik.Gözüm için yapılacak son pansuman günüydü bugün.3 hafta önce ameliyat oldum.Doktor:”Belki görebilir” demişti.O belki sözü bile beni mutlu etti.Belki olur ya görürüm her şeyi…Hayal kurmaya başladım.Düşündüm ve sonra dedim ki ilk gökyüzüne doya doya bakacağım hiç gökyüzünü görmemiş gibi,akşam olduğumda gökyüzündeki yıldızların nasıl bir şevkle dans edişlerini izlemeyi,her yıldız kaydığında dilek tutmayı,Ay’a doya doya bakmayı hayal ettim.İkinci olarak da  denizi hep o masmavi diye bahsedilen denizi,hep sesini duyduğum hiç tanışamadığım dalgayla tanışmayı hayal ettim,her insan gibi yüzebilmeyi hayal ettim.Üçüncü olarak da annemi merak ettim.Acaba yüzü nasıldı,gözleri ne renkti,kaşları ince miydi,kalın mıydı,boyu kısa mıydı,uzun muydu,ayakları büyük müydü,küçük müydü,saçları beyaz renk miydi acaba yoksa siyah mıydı?Babam peki nasıl bir beyefendiydi,acaba saçları ne renkti,gözleri mavi renk miydi acaba?Hep bunları merak ediyordum hayatım boyunca ve her gün bu hayal ettiklerimi görebileceğim umuduyla yatağıma yatıyordum.

**********************************************

Hastahanedeydik sonunda.Doktorumun hep gülme sesini duyuyordum ve bugün gözlerimdeki sargı bezi dördüncü defa açılacaktı ve bu sondu.Belki görebilirdim.Belki…Ne kadar uzak bir kelime belki…Ya görecektim sonsuza kadar ya da hiç göremeyecektim sonsuza denk siyah bir boşluk içinde sadece sesleri duyarak yaşayacaktım.Doktorun yanındaydık.Gözlerimdeki sargı bezini yavaş yavaş açıyordu.İlk bir gözümü sonra öteki gözümün sargı bezini açtı.İlk bir puslanma hissettim.Her yer siyah değildi,sadece pusluydu.Puslu da olsa görebiliyordum sonuçta.Doktor iki parmağını göstererek bu kaç diye sonu gelmeyen sorular soruyordu…İki,üç,dört,beş diyordum.Doğruydu görüyordum işte.İlk gördüğüm insan annemdi.Her zaman beni seven,ben böyleyim diye üzülmeyen, bana mükemmelsin diyen,bana umut veren,gözleri siyah renk,boyu benden uzun,saçları siyah üzerinde yeşil bir palto,siyah bir pantolon,siyah bir ayakkabı  vardı.İkinci olarak kendime baktım.Aynaya doğru yürüdüm ve ağladım.Gözlerimin renginin mavi olduğunu,saçlarımın sarı olduğunu,tenimin kumral olduğunu ilk görüşümdü.Doktorumu hep bana ümit veren,göreceksin diyen doktorumu görüyordum…Annemin sevinçle gülerek kızım “Görüyor” diye bağırarak babama anlatışını.Babamın yüzündeki sevinci şimdiden tahmin edebiliyordum.Babam hemen hastahaneye geldi.Babamın siyah saçları,mavi gözleri,kumral bir teni vardı.Her şeyden önce babamdı işte karşımda ilk defa görüşümdü.Daha öncede de vardı yanımda.Ama varlığını bilmiyordum…Babam hastahaneden çıkış işlemlerini yaptıktan sonra ilk denize götürdü.Dalgayla tanıştırdı beni.Kendisi yani dalga çok korkutucu ve eğlenceli bir arkadaştı.Her insan gibi yüzebilmeyi öğretti.Akşam olunca beraber gökyüzüne baktık.Yıldızların dansını izledik,bir yıldız kaydı ve dilek tuttuk.Kumsaldaki kuma ismimi yazdık bir ağacın minik bir dalıyla dalganın sileceğini bile bile tekrar tekrar bıkmadan usanmadan yazdık.Mutluyduk.Daha başka ne isteyebilirdim ki Yaratandan, Yüce Allah’tan?…

Yazar:Cansu Porsuk