Otobiyografi….

15 Nisan 1997 yılında dünyaya geldim. 4 yaşıma kadar konuşmayı öğrenemedim.Sonra 4 yaşımda babamın yardımlarıyla konuşmayı öğrendim.Hala peltek bir şekilde konuşuyorum. Ama böyle konuşmayı seviyorum. Şiir yazmaya 6. Sınıfta başladım. O zaman yazdığım şiirleri şimdi okuyunca kendim gülme krizine giriyorum. Bendeki yeteğeni keşfeden 6.sınıftaki Dündar Hocamdı. Şuan bu kadar iyi şiir yazabiliyorsam onun yeteneğimi keşfetmesi sonucudur ve bana yaz demesidir… Ustalaşmaya başladığım yıllarım ise lise yıllarımdır. Şuan üniversitedeyim. İstanbul Arel Üniversitesi’nde Uygulamalı İngilizce ve Çevirmenlik okuyorum… Daha ilk senem. Kazandığım da arkadaşlarım özel okul dershane gibidir demişlerdi. Ama Arel’in öyle olmadığını söylemek zorundayım. Çünkü gerçekten verdikleri eğitim muhteşem… Hem Sefaköydeki kampüsü de baya büyük sayılır diğerlerine göre…Çoğunlukla saatlerimi üniversitenin kütüphanesinde geçiren biriyim bu aralar. Malum havaalanı manzarası olunca insanın hiç kalkası gelmiyor… Zaten 1 saatlik aranın bittiğini söylemeseler kalkacağım yok da….

Şuan 18 yaşındayım.En sevdiğim kitaplar ise:Kürk Mantolu Madonna,Hiç Kimse Sıradan Değildir,Kitap Hırsızı… Şairlerin de neredeyse hepsini severim… En sevdiğim renk turuncu. Uğurlu sayım ise 9…

Bu aylık bu kadar bilgi yeter…

1 ay sonra daha fazlasıyla…

Yemek Niyetine…

Pişirip pişirip yediğimiz dertlerimiz

Her sabah dilim dilimlediğimiz ekmek yerine yediğimiz yüreğimiz

Birbiri ardına ısırdığımız kalbimizin damarları

Her gün kendilerine güzel bir mezar arıyorlar…

Sırf daha az kalbimizi ısırabilelim diye…

Sırf daha az dilimleyip ekmek yerine yüreğimizi yemeyelim diye

Sırf daha az pişirip yiyelim dertlerimizi diye

Her saat kendilerine kaçacak bir delik arıyorlar…

Isırdığımız kalbimiz

Dilimlediğimiz yüreklerimiz

Pişirdiğimiz dertlerimiz

Bizden kaçıyorlar…

Şair:Cansu Porsuk(Mutlu Çocuk)

Değişimi Kendinizde Başlatın!..

Çocuklarımıza asosyal olduklarını söylüyoruz.Ama bunları söylerken bizimde 24 saat televizyonun başında olduğumuzu unutuyoruz.Çocuklarımıza bağımlı olduklarını söylüyoruz.Ama bunu söylerken kendimizin televizyona veya sigaraya ne kadar bağlı olduğumuzu unutuyoruz.Çocuklarımızı akşama kadar odalarına tıkılıp kaldıklarını söylüyoruz.Ama şöyle bir dönüp kendimize baktığımızda biz akşama kadar oturma odasında tıkılıp kalıyoruz….Çocuklarımıza bir şeyler söylemeden önce kendimize bakmak hiçbirimizin aklına gelmiyor nedense.Kendimiz asosyalken,bağımlıyken çocuklarımızın bağımlı olmamalarını veya sosyal olmalarını nasıl bekleyebiliriz?İşte her şey bu kadar basit.Çocuklarınızı değiştirmek istiyorsanız ilk önce kendinizi değiştirin.Zamanla faydasını göreceksiniz…

Cansu Porsuk

(Mutlu Çocuk)

Şahit Oldum…

Harflerin ağlattığına dilimle şahit oldum…

Sözcüklerin erimesine ellerimle şahit oldum…

Cümlelerin kaybolmasına ayaklarımla arkalarından koşarken şahit oldum…

Sözlerin omurgaları kırdığına kulaklarımla şahit oldum…

Şiirlerin insanları ameliyat ettiği ana gözlerimle şahit oldum…

Şarkıların insanları yaşattığı ana ağzımla şarkıları söylerken şahit oldum…

Ölüme,

Omurga kırıklarına,

Ameliyatlara,

Ağlamaya,

Erimeye,

Kayboluşlara,

Vücudumla şahit oldum…

Ve artık vücudum

Harflerin güldürdüğüne,

Sözcüklerin donmasına,

Cümlelerin yakalandığı ana,

Sözlerin omurgaları kırmadığı ana,

Şiirlerin doktor olmadığına,

Şarkıların insanları yaşattığına,

Şahit olmak istiyor….

Vücudum kırılmak istemiyor…

Şair:Cansu Porsuk(Mutlu Çocuk)

Beş Sokağı(6. Bölüm)

4. Gün  (Yaklaştık)
——————————–
En son koşuyordum. Ve hala koşuyorum. Sadece biraz yoruldum. Kalbim yerimden çıkacakmışcasına atıyor. Ayaklarım hala zorla adım atıyor. Beynim artık dur diyor ve bende onu dinliyorum ve duruyorum. Yere oturuyorum. Önüme doğru bakıyorum. Ve bir tabela görüyorum. Tabela da “Küçük Adam” yazıyor. Düşünüyorum kim yazar bunu diye. Aklıma Gizemli Adam geliyor. Onun yazdığından eminim. Oturduğum yerden kalkıp tabelaya doğru ilerliyorum. Tabelaya dokunuyorum, sanki eski bir resme dokunurmuş gibi. Yazı eskimiş. Belli ki yazılalı baya olmuş… Olsun gene de tabelanın gösterdiği yöne gitmeliyim… Belki bu sefer bulurum Beş Sokağı’nı… Hadi Bakalım…

Beş Sokağında Durumlar
——————————————-
Bugün 18.günümüz. Hala bir aksiyon yok. Düşmanlar bizi bulamadı. Beş Sokağı’nı n ilerisinde bir ev var. Orada Yaşar Amca oturuyor. Aslında çok yaşlı olduğu için Yaşar Amca diyoruz biz ona… Beş Sokağı karşılıklı birbirine bakan evlerden oluşuyor. Sokağın aşağısında çöp kovaları yukarısında evler var.Ve ben Beş Sokağı’nın yukarısındaki ilk evde oturuyorum. Sokağın başındaki ev bana ait anlayacağınız. Bugün normal hayat. Acaba Küçük Adam bıraktığımız işareti gördü mü?

“Küçük Adam” Tabelası…
————————————-
Tabela hakkındaki düşüncelerim biraz korkutucu… Gerçeği söylemek gerekirse.. Önüme hiçbir şey çıkmaması durumu tam bir fiyasko olur. Tabelanın gösterdiği yere doğru yürüyorum. Yavaş ve emin adımlarla. Dikkatlice her tarafa bakıyorum. Çünkü Beş Sokağı her yerde olabilir. Yürüyorum ve bir tabela daha…”Buldun Küçük Adam ileride”… İleriye doğru gidiyorum… Bir de ne görüyorum ileride bir maden ocağı… Açıkcası beklediğim bir şey değil. Madem ocağının önünde “Beş Sokağı” yazıyor. Kafamda deli sorular dolanıyor.Maden ocağında ne işi var Gizemli Adamın? Öğrenmem için maden ocağına girmeliyim…

Maden Ocağı…
——————————
İniyorum yavaş yavaş. Aşağıda gördüğüm manzara tamamen sokak… Şaşırdım doğrusu. Aşağıya ve yukarıya doğru uzanan karşılıklı eve benzeyen yapıtlar var… Acaba nerede bu Gizemli Adam? Sorun şu insanlar nerede? Sadece Gizemli Adam mı yaşıyor burada? Yoksa başka birileri de var mı? Ve bağırıyorum ” Hey Gizemli Adam neredesin” iki defa… Ve ses yok. Beş dakika sonra bir daha… Ve bir ses duyuyorum… Böyle çok az bir fısıltı gibi sanki… “Küçük Adam sesime doğru gel”… Sese doğru ilerliyorum. İlerledikçe sokağın başına geldiğimi farkediyorum ve tabelayı görüyorum… Tabelada “Beş Sokağı” yazıyor… Tabelanın hemen yukarısında bir ev var. Ses oradan geliyor. Kapıyı çalıyorum tam üç defa… Kapı açılıyor ve Gizemli Adam yüzüme bakıyor.
-Sende Kimsin?
-Küçük Adam sen ?
-Gizemli  Adam
Konuşmalardan sonra içeri alıyor beni.Oturup sohbet etmeye başlıyoruz.
-Niye bana mektup yazdım?
-Senin yaşlarındaki bir çocuk bana bir mektup yazıyordu ve sonra sokağıma geliyordu. Ve bende rüyadaki çocuk gibi sana mektup yazdım.
-Niye beni buraya çağırdın?
-Sen buraya aitsin onun için…
Ve ben aval aval bakıyorum ona…
-Niye aidim buraya?
-Kaybedenlerin kazanabilmesi için sana ihtiyacımız var diyor.
Aldığım cevap karşısında afallamış bir şekilde suratına bakıyorum…
-Ben nasıl bir şeyim ki bana ihtiyacınız var?
Adam ne dese beğenirsiniz
-Sen bizim kaybettiğimiz benliklerimizsin diyor.
Ve ben gene hiçbir şey anlayamıyorum.
-Ne demek istiyorsun?
-Tam olarak şunu diyorum ilerleyen zamanlarda beraber sen ve ben kazananları cephesine gidip savaştan vazgeçmelerini söyleyeceğiz ve onlar da vazgeçecek.
-Bu bir hayal dostum asla vazgeçmezler. Kazanırken sen vazgeçer misin?
Devamı Haftaya Cumartesi

Yazar: Cansu Porsuk

Beş Sokağı(Kaybedenlerin Sokağı)…(Romanın Devamı)

18.Gün…

——————–

18. gün oldu ve hala haber yok… Daha üç gün oldu. Ne kadar ilerlediğini merak ediyorum ve bizim bulunamayacak kadar zor bir yerde olduğumuzu anlayınca yüzünün halini merak ediyorum. Ben senin ölmüş annenim. Ben senin ölmüş babanım. Ben senin dostunum. Ben senin düşüncelerinin… İçine bak düşün anca bulursun beni çünkü içine saklandım ben… Ve ben senin hiç inanmadığın umudunun… Ben senin karamsar halinin…Ve ben senin seninim sana aitim… İkimizin benliğimizi bulabilmesi için birbirimize ihtiyacımız var. Seni bekliyorum…

Kaybedenler…

————————

Kazananların bize taktığı bir lakap. Bizi ezik olarak görüyorlar. Türlü türlü oyunlarına bizleri davet ediyorlar. Onlar için biz bir satranç oyunundaki piyonuz ve onlar da şah ve vezir…. Ve hep piyon olarak kalacağız…

3 Gün Oldu….

————————

Ümidim kayboluyor. Her geçen gün korkuyorum ve yıpranıyorum…. Her geçen gün sonbahara kalkıyorum , yapraklarım dökülüyor ve yaza kalkmayalı çok zaman oldu. Bulabileceğim den emin değilim…En iyisi sonsuza kadar aramak…

Zafer…

—————

Kazananların yaşadıkları mutlu bir duygu… Kaybedenler için kötü bir manzara. Kokuşmuş cesetler, harabe evlerin içinde yanan hatıralar, ağlayan çocuklar ve insan çığlıkları hepsi bir toprak için… Sonunda mutlu olan kim tabi ki de kazananlar.Kaybedenler mutsuz ve üzgün ve hala piyon…

Yenilgi…

—————-

Kaybedenlerin yaşadıkları üzüntü… Önce sessizlik alır bütün dünyayı… Sonra çığlıklar ve ağıtlar duyulmaya başlanır. Sonra gökyüzü ağlar içini döker. Sonra çocuklar gelir gülerler, ne bilecek ki sonuçta çocuk… Sonra ermişler gelir bu da yaşanacaktı der… Sonra hayırcılar gelir her işte bir hayır vardır der. Sonra iyiler gelir hep kötüler kazanır der. Sonra arkada ağlayan çocuklar, kokuşmuş cesetler ve insanların acı çığlıkları kalır… Ve bir anne böyle bir Dünya’ya bebek getirmeye korkar en büyük korkudur bu…

Savaş (Kaybedenlerin Savaş’a Bakış Açısı) …

—————————————————————

Bir toprak için

O kadar can

O kadar kan

O kadar yürek

O kadar kalp

Ağlatılır mı?

Parçalanır mı?

Dökülür mü?

Öldürülür mü?

Bir toprak için

O kadar yetim çocuk

O kadar çığlık

O kadar kokuşmuş ceset

O kadar hatıra

Harap edilir mi?

Bırakılır mı?

Atılır mı?

Yapılır mı?

Soruyorum bunların hepsi lanet olası bir toprak için yapılır mı?

Cevap maalesef evet!…

Savaş (Kazananların Savaş’a Bakış Açısı)…

———————————————————–

Bir toprak için bence

İnsan öldürmeye değer

Bir toprak için bence

Kan akıtmaya değer

Bir toprak için bence

Ağlatmaya değer

Bir toprak için bence

Kalp kırmaya değer

Bir toprak için değer….

Kazananların savaş dedikleri acı bir oyundan başka bir şey değil ve bu acı oyunu oynamaktan zevk alıyorlar…

Bir Çocuğun Hayali…

——————————-

Gözlerimi açtığımda mutlu olmak istiyorum… Başımda annemin, ayak ucumda babamın yattığını görmek  istiyorum. Gözlerimi açtığımda masmavi gökyüzünü görmek istiyorum. Duymaya başladığımda acı çığlıkları değil sevinç çığlıklarını duymak istiyorum…Konuşmaya başladığımda ümit verici ve güzel şeyler konuşmak istiyorum küfür etmek istemiyorum… Ve siz benden gözlerimi,kulaklarımı,ağzımı aldınız…Daha ne kaldı ki zaten…Bırakın da ümit bize kalsın…

Barış…. 

——————–

Savaşın, kaybedenin, kazananın, rekabetin olmadığı bir dünya… Savaş varken barış bir ütopya…

Barış Ütopyası…

————————-

Bu ütopyada gülen çocuklara yer var

Ağlayan çocuklara yer yok

Bu ütopyada sevince yer var

Üzülmeye yer yok…

Bu ütopyada umuda yer var

Karamsarlığa yer yok

Bu ütopyada iyilere yer var

Kötülere yer yok…

Barış bir ütopya…

Zafer Ütopyası…

—————————-

Bu ütopyada zaferin verdiği mutluluk var

Ama savaşın bıraktığı acı var

Savaşın bıraktığı hatıralar var

Acı çığlıklar kulakların içine yer etmiş bu ütopyada

Kazananların piyonları var bu ütopyada

Kazananların hep kazanacağı, kaybedenlerin hep kaybedeceği bir ütopya

Rekabetin olduğu bir ütopya

Ve bu ütopya da acıya

sevgiye  yer yok!…

Yazar: Cansu Porsuk (Devamı 2-3 gün Sonra) (Mutlu Çocuk)

Beş Sokağı (Kaybedenlerin Sokağı)…(Romanın Devamı)

Evde Geçirilen Gece…

——————————–

Nihayet güneş doğuyor ve üniformalılar yavaş yavaş kayboluyor… Bir anlık zafer duygusu bu bizim için… Dışarısı hala dumanla kaplı. Yoluma devam etmeliyim… Beş Sokağı neredesin be? Bu evi de arkamda bıraktıktan sonra kapının önündeki koltuğu çekiyorum ve kapıyı açıp yola koyuluyorum… Sessizce ilerliyorum ölüme doğru bir adım daha atıyorum her geçen gün… Ve korkuyorum… Çünkü hala çocuğum. Ve büyümeyi istemiyorum.Gerçi kim ister ki böyle lanet olası bir dünyada büyümeyi… Büyüdükçe alacağın sorumluluklar artıyor. Güçleniyorsun zannediyorsun ama güçlenmiyorsun aksine alışıyorsun ve değişiyorsun başka birisi oluyorsun. Çocukça düşünceler yok oluyor yerini büyük yetişkin düşünceleri alıyor… Kararlı biri oluyorsun. Ve artık korkmuyorsun. Ama ben her şeye rağmen büyümek istemiyorum. Çünkü büyüyünce gerçekleri öğreniyorsun ve tozpembe bakamıyorsun hayata… Hiç kimseye güvenemiyorsun ve hayatın yalnız mahkumu olarak kalıyorsun… Onun için ruhum hep çocuk olarak kalacak… Evden çıktım. Yürüyorum korka korka… Kalbimin küt küt diye atışını duyuyorum… Adrenalin hormonu damarlarında dolaşıyor ve daha çok korkmamı sağlıyor. Ama yürüyorum… Bu sefer daha çok vaktim var…Çünkü şafak vakti üniformalılar yok…Neredeler mi? Sıcacık evlerinde kahvaltı yapıyorlar şimdi… Koşarak büyük bir yol almanın tam zamanı… Son şansım… Ne kadar hızlı olursam o kadar şanslıyım… Ve bir,iki,üç koşmaya başlıyorum… Koşuyorum ve her mesafede yavaşlıyorum… Hoşça kal Üniformalılar… Beş Sokağını daha bulamadım…

Beş Sokağı ve Bir Adam…

————————————-

Bugün 17. günümüz… Erzaklarımız yavaş yavaş azalıyor. Ve bu kötü bir haber… Gerçi 17 gündür hiç iyi bir haber gelmedi. Küçük Adam da ortalıkta yok. Acaba ne yapıyor şimdi? Onu sokaklara düşürmekle iyi mi yaptım bilmiyorum. Şuan nerede olduğunu bilmiyorum. Yaşadığını bilmiyorum. Ama yaşıyorsa beni bulacaktır. Çünkü beni merak ediyor. Beş Sokağı sessiz bugün her zamanki gibi. Yukarıya doğru bakıyoruz.Üniformalılar yavaş yavaş hazırlanıyor. Gene öldürecekler birilerini… Ve ne kadar büyümüş olsam da tek katlanamadığım şey insanların acı çığlıkları…

Kazananlar…

——————–

Biz bu savaşın galip tarafıyız. Kaybedenler bizi sevmiyorlar ve hala kazanacaklarını zannediyorlar. Oysa her geçen gün yenilmeye adım atıyorlar… Onlar bilmiyor ama biz onların zannettikleri kadar kötü insanlar değiliz…Ama onlar bizden daha güçlüler çünkü korkmuş bir köpek gibi teslim olmadılar ve hala savaşıyorlar…

Küçük Adam…

————————–

Bu ona taktığım lakap çok yakışıyor ona…

Gizemli Kişilik…

—————————–

Niye mi böyle diyorum.Çünkü öylesin..Gizemlisin….

Üniformalılar…

————————–

Kaybedenlerin bize taktıkları lakap… Bizden korkuyorlar. Çünkü öldürüyoruz onları…

Yazan:Cansu Porsuk(Mutlu Çocuk)

Devamı Yarına 😀

 

Beş Sokağı(Kaybedenlerin Sokağı)…(Romanın Devamı)

Çocuğun Beş Sokağını Bulma Çabaları…

——————————————————

Kafamı toplamalıyım. Ait olduğum yeri bulmalıyım. Nedenini bilmiyorum. Ama  bulmalıyım… Saklandığım yerden çıkmaya korkmuyor değilim. Çünkü dışarısı güvenli değil. Silahlı askerler var… Askerlerden değil asker üniformasının içindeki insanlardan korkuyorum… Çünkü bizi sevmiyorlar. Burayı ele geçirmek ve yaşayanları öldürmek istiyorlar. Bizleri zalim oyunlarına davet etmek istiyorlar. Ama son günlerde sesleri çıkmıyor. Dilini yutmuş, korkmuş bir canavar gibi saklanıyorlar, saldırmıyorlar… Şanslıyım onun için.Ama gene de korkuyorum… Hadi bakalım çıkalım yavaş yavaş saklandığımız yerden… Küçük adımlarla sessizce yürüyorum.Ses çıkartırsam anlarlar.Ve hayatım oracıkta biter. Sessiz olmalıyım… Nefesimi bile hissetmemeleri lazım… Ama ben onların nefeslerini ensemde hissediyorum… Seslerini duyuyorum… O zalim, korku veren seslerini duyuyorum… Ama umursamıyorum. Daha doğrusu kafama takmamaya çalışıyorum… Ancak böyle yaşayabiliyorum… Yürüyorum sokaklara baka baka…Şuana kadar Beş Sokağını göremedim… Fazla vaktim yok… Hava kararınca daha çok üniformalı ortaya çıkıyor ve katliam başlıyor. Tam olarak 2 saatim var. Onun için acele etmeliyim ve Beş Sokağını ararken bir yandan da saklanacak bir yer bulmalıyım… Hiçbir yön bilmeden yürüyorum. Bedenimin beni götürdüğü yere gidiyorum. Ait olduğum yere… Eğer bulamazsam gizemli adama mektup yazacağım. Gerçi yardım edeceğini zannetmiyorum.Çünkü beni bul dedi ve sadece sokağı söyledi… Yürüdüğüm yolda kaçan insanlar var.Herkes birbirinden korkuyor burada… Sevgi bağları raflara kaldırılmış… Güven duygusu yok olmuş. Üniformalılar bizim tarafımızda değil. Korkuyoruz hepimiz. Etrafımız dumanlarla kaplı…K aç gündür gökyüzünü beyaz olarak göremedik… Kaç gündür güzel bir uyku çekemedik. Hep korktuk… Kaç gün oldu güzel bir rüyaya uyanmayalı bilmiyorum…Ve bir an önce bitmesini istiyoruz. Kaybeden mi oluruz kazanan mı oluruz bilmiyorum. Ama bitsin… Artık ben hayal kurmak istiyorum. Duvarlarını sevdiğim evimde hatıralarımla beraber yaşlanmak istiyorum… Bunun için mücadele etmeye devam etmeliyim. Yürüyorum aklımdaki düşüncelerle beraber. Bir yandan korkuyorum da… Evet daha fazla yürüyemem. Çünkü hava kararmaya başlıyor. Şu karşıdaki eve gitmem lazım. Güvenli bir yere benziyor. Bunu gitmeden öğrenemem.. Onun için gidiyorum. Sesler yükseliyor korkuyu damarlarımda hissediyorum… Ve ulaştım eve.Güvenli bir yere benziyor.. En azından sağlam gibi…Bir geceyi geçirebileceğim bir yer bulabildiğim için mutluyum…Ama hemen sevinmemeliyim. Eve giriyorum. Kapıyı kapatıyorum ve kapının arkasına koltuğu çekiyorum.. Açmasınlar diye. Perdeleri çekiyorum yavaş ve sessizce.Ve oturuyorum soğuk yere…

Bir Adam…

———————

Küçük Adam’a Beş Sokağını bulmasını söyleyeli 1 gün oldu. Acaba yola çıkmış mıdır? Beni ve sokağımızı merak etmiş midir? Ait olduğu yeri merak etmiş midir? Küçük Adam’ı merak ediyorum… Bugün sokağımda 16. günüm.. İlk bulduğum günkü gibi… Küçük evler var. Köpekler var. Sokağın bir ucundan bir ucuna uzanan çöp kovaları var. Ne bulduysak sokaklardan hepsi çöp kovalarının içinde… Beş Sokağında sevgi bağı raflara kaldırılmış değil. Hepimiz birbirimizi seviyoruz. Korkmuyoruz mu korkuyoruz ama belli etmiyoruz. Burası üniformalıların kolay kolay bulamayacağı bir yer… Çünkü yerin altında… Küçük Adam bunu bilmiyor. Ama uğraşırsa ve yoluna devam ederse bizi bulabilsin diye sokağın başına işaret bıraktık. Burada güvendeyiz ve kolay kolay kimseyi sokağımıza almıyoruz.Ama o çocuk bu sokağa ait. Bizi bulacağına eminim… Devam et asla pes etme…

Üniformalılar…

———————-

Üniformalılar yani insanlar… Daha doğrusu insan kılığına girmiş askerler. Omuzlarında taramalı silahlar,bellerinde piştov ve el bombaları… Korkuyoruz üniformalılardan. Çünkü her şey onların yüzünden… Sevmiyoruz onları. Kim sever ki insanları öldüreni… Hiçbirinin altın kalpleri yok… Akşamları sayıları fazlalaşıyor.Aralarında bir şifre var ve ne zaman birilerini öldürecekleri zaman birbirlerine o şifreli sözü söylüyorlar ve katliam başlıyor… Uykumuz bölünüyor. Çığlıklar başlıyor. Üniformalılar bu görüntüyü çok seviyorlar… Ve bizi öldürmekten zevk alıyorlar… Bizi türlü türlü oyunlarına davet ediyorlar…Bir gün mezarlarınıza işemek dileğiyle… 😀

Yazan:Cansu Porsuk(Mutlu Çocuk)

Devamı Yarına 😀

Beş Sokağı(Kaybedenlerin Sokağı)…(Romanın Devamı)

Çocuğun Beş Sokağı Hakkındaki Düşünceleri…

——————————————————————–

Beş sokağı, ne demek istemişti acaba? Gerçekten de oraya ait miydim? Böyle bir sokak var mıydı?Kaybedenlerin Sokağı benim ait olduğum yermiş onun söylediğine göre…Acaba ne var orada…Oraya ait olduğumu düşünmesem de merak ediyorum…Beş sokağını bulmalıyım…Mektuplaştığım o gizli şahsiyeti bulmalıyım ne olursa olsun bulmalıyım…Niye ben niye başkası değil?Aklımı kurcalayan sorulara cevap bulabilmek için bulmalıyım orayı…

Beş Sokağı Hakkında Biraz Bilgi…

————————————————-

Beş sokağı burası kaybedenlerin sokağı. Çocuğun ait olduğu yer… Hepimiz buradayız.Kazananlara karşı oluşturulmuş bir güç hattı da denilebilir… Bağlıyız birbirimize… Sevdiklerimiz, üzüntülerimiz, yaşadıklarımız hepsi burada bu sokakta saklı… Çocuğun geçmişi saklı sokağın duvarlarında… Beş sokağı sıcak insanların bulunduğu bir yer. Zamanında düşmanlar tarafından istila edilmiş ve terk edilmiş… Beş sokağı bizim toplanma yerimiz.Gücün, zaferin, umudun olduğu yer… Kazananların bilmediği ve hiç ait olamayacağı bir yer. Hadi gel seni bekliyorum küçük adam… Buraya aitsin…

Bir Adam Hakkında Biraz Bilgi…

———————————————-

Beş sokağında yaşıyorum. Biz buraya Kaybedenlerin Sokağı diyoruz. Her seviyeden insan var burada.Sıcak,samimi bir havası var. İnsanı yaşatan bütün duygular var burada… Ve o çocuk buraya ait.Bende ilk başlarda inanmıyordum. Zafer yok diyordum. Ümit yok diyordum. Ve hep kaybedeceğiz diyordum. Ama sonra dedim ki niye kaybedenlerden olalım ki birbirimize sarılırsak kazanan oluruz. Ve neyi kazanırız biliyor musunuz? Kazananların bize veremediklerini kazanırız. Demek istiyorum ki sevgiyi, dostluğu ve insanlığı kazanırız. Onun için kaybedenler için ümit ve zafer var… Küçük Adam buna inanmasa da var…

Bir Çocuk Hakkında Biraz Bilgi…

—————————————

Umudun ve zaferin hala var olduğuna inanmıyorum. Kazanmaya umutsuz bir vaka gibi bakıyorum… Çünkü hep kaybettik… Bugün günlerden Çarşamba, aylardan Temmuz, takvim 25.07.1997 Çarşamba gününü gösteriyor. Ve bu tarihten sonra o adamla bir daha mektuplaşmadık..Niye mektuplaşmaya devam etmediğimi bilmiyorum…Ama bu gizemli kişiliği merak ediyorum…Ve ait olduğum yeri de merak ediyorum…

25.07.1997 şuan tam olarak 12 yaşındayım.Oyun yaşlarım…Oynayacak bir oyuncağım yok.Benim sizin gibi pespembe hayallerim de yok…Aslında güzel bir hayatım da yok…Şimdiye kadar öylesine yaşıyordum.Bir şekilde ayakta duruyordum.Şimdi ise iki tane merak ettiğim şey var.Beş Sokağı ve Gizemli Adam…Bu sokağa ve adama ne kadar inanmasam da bulacağım…Ve gene söylüyorum kazananlar mutlu kaybedenler mutsuz…

Devamı Yarına 😀

Yazan :Cansu Porsuk(Mutlu Çocuk)

 

Şairlik Boş İşmiş!…

Şairliğe boş iş diyorlar.Ama bilmiyorlar ki şairlerin şiir yazarak mutlu olduklarını ve keyif aldıklarını bilmiyorlar.Şairleri anlayan tek şeyin kalemi ve sözcüklerin olduğunu bilmiyorlar…Ve şairliğe gayet basit bir işmiş gibi görüyorlar bu koyuyor işte bana…Diyorlar ki bazı insanlar şair olup ta ne yapacaksın?Bir keresinde sorunun kalıbı bozuk!….Sen ilk önce bir şair olda bir şiir yaz da sonra ne yapacaksın de..Bu dünyada herkesin elinin yattığı bir iş vardır.Ve kişi ben o işi yapacağım demesinden dolayı bunlara maruz kalıyorsa cidden sanatçıya verilen değer sıfırdır.Atatürk’ün bir sözü vardı hani biliyorsunuzdur hepiniz…

“Hepiniz millet vekili olabilirsiniz, Bakan olabilirsiniz; hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat sanatkar olamazsınız.”

bu sözü alın kafanızın bir yerine sokun ve sanata hak verdiği değeri verip ve sanatı sanat için yapın…

Ahmet Haşim bir sözü vardır bunu çok az kişi bilir?

 

En güzel şiirler, manalarını okuyucunun ruhundan alan şiirlerdir.
Ve bir şairi sırf şiiri anlamsız diye yargılamayın.Bu bülbülü eti için kesmeye benzer.Sanata yeteri kadar değeri ver ve sanata layık eser ver…Veremiyorsan da s…git

 Belkide ilk küfür ettiğim bir yazı ama hak ettiniz şimdi!…

 

Cansu Porsuk

(Mutlu Çocuk)